Emin GÜNAYDIN, Yavuz KABAOĞLU , Hakan KARAALİ Edebiyat Günleri Sonuçları Degerlendirme
Murat Bölükbaş: "Yazık oldu Süleyman Efendiye" mısra meşhurunun şairi. Duydum ki merak ediyor musunuz? Hususi hayatımı anlatayım. Evvela bir insanım, bir sirk hayvanı falan değilim. Bir kulağım var, bir burnum var. Pek muteber olmamakla birlikte bir evde oturup bir işte çalışırım. Ne başımda bulup gezdiririm, ne sırtımda kötü. Ne İngiliz ne İngiliz kralı kadar mütevaziyim, ne de Celal Bayar'ın Sadık ahın ahır uşağı kadar aristokrat. Ispanağı çok severim. Buna bayılırım, malda mülkte yoktur gözüm vallahi yoktur. He? Bir de sevgilim var. Pek muteber, adını söyleyemem. Edebiyat tartişleri ehemmiyetsiz şeylerle uğraşıyorum. Meşgul olduğum ehemmiyetsizler yalnızca yazarlar arasındadır. İşte böyle bin bir türlü huyum var ama ne gözüm var hepsinin sıralamaya, onlar da buna verirler.
Emin Günaydın: Evet çok kıymetli Bafralılar, Bafralı büyüklerimiz. Bafralı bunu her dahi kendi içinde her gittiği yerde hisseden güzel insanlar. Hepiniz hoş geldin. Bafra'da edebiyat günleri değil, başlıklı aslında yola çıktık. Daha sonra herhalde bir isim değişikliği oldu, şairler ve yazarlar da buluşması oldu. Ama ana bizim yürüdüğümüz nokta buydu. Bir akşam Hakan Bey beni aradı. Dedi ki: "Böyle böyle Bafra'da sanat ve kültür adına bir proje varmış Bafra'da bir teknik lisedeki bir gündür." Yine orada bilgisayar öğretimini vesaire buranın kafeterya birinde buluş. Tabii ki herhangi bir çıkar gözetmek iste, maddi imkan vesaire gözetmek iste. Geldik buraya oturduk, muhabbet ettik. Ne yapabiliriz? Ne edebiliriz derken bu fikir ortaya çıktı. Yani bu olur mu olmaz mı? Şimdi tabi Bafra'da böyle bir şey ne zaman yapıldı ya da yapsak acaba ne kadar kişi katılır, ne kadar katılmaz, insanlar ne tepki gösterir tabii ki. Bunları da konuştuk orada, hep bizdeki ortak nokta şuydu, ben ilk açılış konuşmasına da söylemiştim. Karanlığa yaptığımız bir kibrit. Dolayısıyla da o aydınlık her daim karanlığı yenecekti. Bizim için bir kişi de, beş kişi de, üç kişi de, iki kişi de dokunabildiğimiz insanlar önemliydi. Dolayısıyla ben bugün buraya bakıyorum. Yani şuraya baktığımızda, yani açılışta da böyleydi, kapanışta da böyleydi. Dolayısıyla da bugün bu şekilde yol açık. Belki bir daha ki sene veya ondan dolayı çok daha büyük yıllar halinde çok daha güzel şeyler olacağına ümit var ee olarak ben bunu değerlendiriyorum. Yine Hakan Bey kendisi de anlatacak ve zaten sözü ona vereceğim. Hemen dün akşam gruba bir mesaj attık. Yani küçücük Bafralı genç bir öğrencinin kendisine attığı mesajdı bu. Dolayısıyla o da artık yani bizim biraz dediğimiz nokta orası bir vakit olarak ilde. Bundan da bir tabir oldu ya son noktayı koyan nokta Hakan Bey o noktayılar. Yani biz ne yaptık? Ee dolayısıyla da hani çok ben özel sektörde olduğum için de çok olamadım ama destek olduğu kadar yanımızdaydı, hikayeyi çok hızlı bir şekilde özetlerseniz sevinirim.
Hakan Bey: Teşekkür ederim hocam. Hoşgeldiniz ee bütün saygıdeğer arkadaşlarım. Ee evet, bu böyle oldu, ilk fikir tabii ki Eflatun Kitap Kafe'de oluştu İrfan Bey ile. Böyle akşamları kahve içerken, hafta sonları muhabbet ederken ee hep ne yaparız? Bafra'da ne olur, nasıl olur? Yapalım mı? Yapmayalım mı? İrfan Abi daha önce Bafra'da aslında bir çocuk kitapları fuarı, ee yine meydanda bir kitap fuarı yapmıştı ve onu konuştuk. Sonra tabii ee varetliyim arkadaşım Yavuz Kabaoğlu'nun ben hep yazhane zannediyorum. O niye benim eczanede de... Konu yazhanesinde bu işi ne yaparız? Eder miyiz? "Başıma iş açma, işim benim vaktim yok. Seninle mi uğraşacağım. Ee ikide bir buraya gelip beni yoruyorsun." gibi cümlelerle hep beraber saygıdeğer Müdürü Bafra Milliyet Müdürü saygıdeğer hocam Mehmet Değirmenci'nin de büyük desteğiyle bu okulları çok önemsiyorduk. E ondan bir görüş aldık. Yaklaşık iki buçuk üç ay önce Milli Eğitim Müdürlüğümüzün de Bafımızda meğer okuma kulülünün ve öğrencilerin de hep beraber okudukları bir sosyal etkinlik olduğunu gördük ve Emin hocamı ve tabii ki canım kardeşim Canberk Uncu, medar iftarımız, evladımız, yavrumuz, onun büyük destekleriyle burada buluştuk. Hocam orayı anlattığı için orayı çok veriyorum. Emin Hocam da tarihçi olarak çok yakın dostumuz bizim, ondan destek aldık. Bir sürü paydaş var işte. Koskoca Bafra'nın arkadaşlar çıkardığı onlarca yazar var. Yani otuz beş kişiye ulaştık. Şehir dışında olanlar var. Bir hanımefendiye ulaştım. "Hakan Bey" ee yazdığımda dedi. "Şey fide tohumu atıyordum." dedi. "Kusura bakmayın." dedi. Kitap yazmış. "Çok gelmek isterim." dedi, gelemedi. Sunay Ağabeye ulaştı. Aktekin Ağabeye ulaştı, iki tane adama ulaştık ölmüş ağabey. Allah rahmet eylesin. Çok büyük adamlarmış ama rahmetli olmuşlar. Ee yirmi altı tane yazarımız "Katılırız." dediler onların içerisinde. Ee On Dokuz Mayıs, Alaçam, Yakakent'e girmedik. Çünkü alanımız yetmeyebilir. Fiziksel ortamlar biraz yetersiz oluyor. Beceremeyiz mi acaba diye. Ee fakat oradan On Dokuz Mayıs'tan bir ağabeyimizi çağırdık. O da sağolsun gelemedi. Afişleri böyle değiştirdik onun için ama o da yoğun çıktı. Fakat burada Büyükşehir Belediyesi'nin tabii. Yani çok ehemmiyetli bir desteği var. Burası oral onların bulunduğu salon. Ee Canberk ve ekip arkadaşlarımız Fatma Hanım ve kardeşim onun da çok büyük emekleri var burada. Ee sonuçta devlet personeli kardeşlerimiz hafta sonu da olsa bize vakit ayırırlar. Onlar da haklarını bize Canberk helal etsinler.
Canberk: Yani arkadaşlarım Valla ben çok teşekkür ederim.
Hakan Bey: Selçuk Bey sizlerde çok haklısınız sizlerin izninizle yok. Burada yine bir devlet memuru kardeşimiz, eniştemiz, polis memuru. Saygılı arkadaşım bir araştırmacı Erkan Yıldırım ki ilk panelde de söyledim. Ona biz konuşma vermiştik. Bafra için çok önemli bir kişi olduğunu düşünüyorum. Ee oradan bir destek aldık. Bizim toplum örgütleri dolaştık, gezdik. Hepsi geldiler. Ee kardeşim Serkan ee her zaman zaten beraberiz. Ee onun manevi desteği, çok iyi bir okur olduğunu biliyorum. Ee işte sevgili ee Murat Bölükbaş, şehrimizin önemli avukatlarından. Ee onların destekleri gene ortada ne yapabiliriz diye konuştuk. İşte Murat dedi ki: "Abi atölye yapalım." dedi. Atölye için ee yani Roman atölyesi, şiir atölyesi, İrfan Ağabey bilir. Ee konuştuk, yapamayız dedik. Çünkü vaktimiz yetmiyor. Hocam çok kolay işler değil onlar. Fakat şu oldu: Buraya gelen öğrencilerden ee bir kızımız öğrenci ilkokulunda. Dün burada soru da sorduk. Ee? ve şey ee çok enteresan bir. Onu bir okuyayım. Mesaj attı bana, onu okuyayım ağabey. Ne oldu? Yani yaptıkta ne olduğunun belki de en güzel cevabı bu. Yani "Merhaba Hakan Hocam. Geziden yeni döndük ve büyük örnek alacağımız kişilerle tanıştık. Onlardan biri de sizsiniz." Tabi ben o kadar değilim ama beni orada öyle zannedilmiş kızımız. "Hatırlarsanız ben şiir yazan kızım. Ve sizden örnek alarak şair olmaya kesin olarak karar verdim inşallah." Ya ben şair de değilim ama o ve orada şey yaptı öyle bir kanaat oluştu. "Sizlerin olduğu yerlere adım atabilirim. Şu an toplam dört adet yazdığım şiirim var. Üçünde okul geneli bir birincilik, diğerinde ise yirmi üç Nisan'da ilçe birinciliği aldım. Gerçekten nasibim varsa şair olmayı çok istiyorum." demiş. Bence bunun çıktısı bu. Yani bir şair birçok şeyi değiştirir. Bir insan birçok şeyi değiştirir. Bence çıktığımızı biz burada aldık. Ee hakikaten hocalarımda çok destek oldu. Bir şey daha kısaca değineyim. Ee yani öğretmenlerin çok önemli insanlar olduğunu farkettim. Diyeceğim ki öğretmenlerin önemsiz mi zannediyordum? Değil. Bakın fotoğraf kulübüne gidiyorum, öğretmen. Şiir kulübüne gidiyorum, öğretmen. FSF grubuna gidiyorum, öğretmen. Yazarı arayayım, öğretmen. Şair arayayım, öğretmen de dedim. Ne kadar güzel bir meslek yani dedim, nasıl öğretmiş yani bu kadar adama. Hani mühendis yok, avukat yok, varsa da az. Ee vardır mutlaka bir avukat ağabeyimiz vefat etmişti. Serkan ünlü bir avukattı. Başka mesleklerden de var. Ee ben varım. Ee belki bir kişi daha vardı. Öğretmenlerin de burada ellerinden öpülesi insanların da çok kıymetli değerli insanlar olduğunu bir kez daha bu vesileyle görmüş olduk. Allah onları başımızdan eksik etmesin diyorum. Amin.
Emin Günaydın: Evet Yavuz Bey, sizin mevcut bu süreçteki gözlemleriz ne oldu? Bafra için ne oldu? Değerlendirmeniz bir alanı.
Yavuz Karaoğlu: Hocam, şimdi ben sizin gibi hem öğretmen arkadaşım gibi şair olmadığım için notlardan konuşacagım. Sonuçta yani meslek olarak öğretmen tarafında sözde olsun istedim, yani şu öğretmen kısmı çok önemli. Bir giriş yapayım. Ee ben de öğretmen değilim ama ee benim en büyük eniştem Samsun'un ve Bafra'da öğretmenlik yapmış. En büyük ablam öğretmen. İki ablam. Kayın pederim öğretmen, eşim öğretmen. En büyük şehir dışsız yani bende yok ama ben bir şekilde eğitilmiş oluyorum. Tabi ben bir de baba mesleği kitap bir tavsiye. Ben daha çok tavsiye tarafındayım. Kitapları da çok güzel düzeltir satarım. Arkalarımda çok güzel okurum. Kitap okumayı değil ama araştırmayı okumayı seviyorum. Ama böyle bir tek bir kitapı bitirmiştim. Çok yani öz özetleri falan severim yani. Ama sivil toplum ve organizasyon ve işin kırtasiye tarafı denediğimde kendimi orada daha güvenli alanlar hissediyorum şimdi. Ama bu üç gün süren etkinliğin bir sonuna geldiğimizi düşünmüyorum. Ben bu bir başlangıç. Yani bir maya vardı. O ete kemiğe büründü, devam etti ve umarım devam edeceğini düşünüyorum. Biz burada işte edebiyat adına toplandı, kelimeler konuşuldu. Şiirler, şairler. Farklı bakış açıları gördük. Ama mesele sanki biraz da bir yere ait olmanın kıymetini yeniden hatırlamak gibi bir yolculuğa da vardık. Özellikle hocamın son şeyi de yani ben bu notları dün akşam alırken, yani o ait olma şeyi elli beş nokta Samsun'da da ona da hissettik. Yani bu da çok önemli. Bir coğrafyayı, bir dili, bir insanı, bir geçmişe sahiplenmenin başka bir yolunu aradık. Yani ben bunu aradım en azından. Çünkü edebiyat dediğimiz şey sözlüklerden ibaret değil de toplumun belleği, halkın sesi, insanların çığlığı gibi seslerdir. Onu da görmüş olduk. Bazen sesin değil de sessizliğin de daha etkili olduğunu da biliyoruz. Hep beraber buradaki tecrübe onu gösteriyor. Tabi çok şey konuşuldu. Etkinlik sürecinde işte Hakan Bey'in anlattığı hocamı da ifade ettik. Emir Hocam, Erkan Hocam, Canberk kardeşim ben. Bir ayak kurduk bir şekilde ve bugün buradayız. Ee? Şimdi tabi sivil topluma yani bir iki dakika bahsetmek istiyorum. Çünkü biz yıllar evvel işte ayet olmanın birinci hissiyatı içerisinde hani para ve zekatı var ya, aklın bedenin sağlığım ve zekatı var mı? diyip Bafra'da bir fakülte bir yüksek öğrenimi Bafra'ya kazandırma ve buranın sosyo ekonomik aynı zamanda kültürel o beslendiği şey hem beslenmek hem beslemek üzere bir fakülteleşme sürecinin kampanyalarını yürüttük. E bir ekip kurduk. Yani tam bir sivil inisiyatifti. Ne bir dernek, ne bir vakıf, ne bir şeydi. Bu haftanın yetiştirdiği evlatlar bir araya geldik ya bu hafta içinde izledik işte burada Serkan Amcamın burada, Hakan burada senin kardeşim. Burada olamayan diğer arkadaşlarım ee Murat Bölükbaş, Yavuz Selim Muratoğlu gibi kardeşlerimiz de çok ciddi çabaların içerisinde birkaç bir şey daha yaptık. Ee hepimiz için bütün bu hareketler. Yani yaşadığımız kente kendimizi borçlu hissetmenin, sorumlu hissetmenin bir getirisiydi. "Fakültenizi istiyoruz." kampanyası bu vesileyle başlamıştı. Hakan'la biz Kızdırmak Deltası korunmasında gönüllü programlarda bulunduk. Çalıştık. Fotoğraf yarışmalarıyla Batı değerlerini görülür kılmaya çalıştık. Yani onlarca değil ama ona yakın bu konuda etkinlik yaptık. Yani hem eğitim anlamında hem yarışma anlamında. Potansiyellerinden hedeflerine bir bazı sembozyumunu Bafra'da gerçekleştirme fırsatı bulduk. Onun gururunu aslında yaşıyoruz. Çok ciddi çalışmalar zor orada ama sürmeli organik köy projesi de yine böyle masaların bu hafta içinde hepimiz masasının bir şeyde "Neden bizim de bir organik köyümüz, kırsal turizmimiz olmasın?" diye yola çıktığımız bir çalışmaydı. Ee? Kapıya Festivali de buna dahil. Ee biz o oralarda hep olduk sivil inisiyatif olarak olduk. O yüzden sivilin, sivil inisiyatifin idarenin yanında asker gibi durduğu yerlerde kendini ifade ettiği alanlarda karşılık bulduğunu hep gördük. Fakat burada çok ciddi zorluklarla karşılaştık. Bunlardan bir tanesi kişilerin, kurumların logoları ve bazı insanların egoları. Dolayısıyla biz hep adımızı sağımızda dek orada bahsetmeden getirmeye çalışıp oyunu hayatta kaldık. Yani bunu özellikle belirtiyorum. Bu hayatta kalabilmek aslında kendimizi ben bir eczacı olarak da bir tür virüse benzetiyorum. Biliyorsunuz virüs şöyle yaşar: Konakçı hücrede yaşar. Aslında konakçı olduğu yapıyı öldürmek istemez. Oraya bir zarar vermek istemez. Amacı yaşamaktır. Bu sivil toplum da böyle bir şekilde hareket etmek zorunda. Kendini gizlemek ama konakçısında zarar vermeden yaşamını devam ettirmek zorunda. Bu anlamda da bütün bunlara zaman zaman katlanmak durumunda kaldık. Çünkü antiviral ilaçlar kullandılar. Üzerimize ilaç kullanmaya kalktılar. Biz bunlarda sağ çıktık Hakan Hocam ve arkadaşlarım. Şimdi Tütün Müzesi hikayesini de kısaca bahsetmek istiyorum. Ve burada bir bir kişiden bahsetmeden geçemeyeceğim. Rahmet okumak gerekiyor. Namı deger ağabey. Biz bu hayali kurduğumuzda Hakan hocamın Kavala'da ve Manisa civarlarındaki bazı tütün müzeleri gezmesinden sonra "Tütün Müzesi buraya yakışır." değilim. Ertesi gün bu Bey İstanbul'a gittiğimiz gün aklımızda dönüştü. Bey'in girişimleri olduğunu duydum. Fakat onu da masaya almak istedik ve ondan da fikir aldık. Ee biz bu Tütün Müzesi hikayesine başladık, gittik izini sürdük. Geldik. O günü Özel İdaresi'ne sunduk işi ta ki Necmi Çamaşlı'ya emanet edene kadar. Sağ olsun kendisi de bizi ziyaret etti, teşekkür ediyoruz. Bu bu ve bunun gibi İstanbul bölgesindeki sekiz tane müzenin de kurulmasına destek olmuş bir insan Bafra'mızın da eriştir. Dolayısıyla Çarşamba'da ama çok önemli bir şey oldu. Yani sizin anlayacağınız bugün yaşayan bir müze haline gelen burada... Ya Allah artık tevazı göstermeyeceğim. Bu kardeşlerimizin de bir müzesinin oluşumunda, manasında ve fikrinde şeyleri var ya bu bizi çok mutlu ediyor. Bugün böyle bir yerde bunu yapabiliyor olmak, bu fırsatın da bize tanınmış olması bizi çok ayrıca mutlu ediyor. Şimdi e teşekkürler yapıldı ama yinede adettendir. Ben Büyükşehir Belediye Başkanımız Hamit Kılıç yardımcılarını, birim müdürlerine, personeline, yetki müdürü Mehmet Değirmenci'ye, yine okul müdürlerimize, katılım sağlanan öğretmenlerimize, sevgili öğrencilerimize, Canberk'e, Hülya Hanım'a, Selçuk Bey'e çok teşekkür ediyorum. Yani normal mesailerinin dışında ekstra bizimle aslında sistemi bir parçası olarak hissettilerlerini düşünüyorum. Ee dolayısıyla burada Emin Hocam mutfağında bizimleydi. Ee Erkan Hocam sandalye masa taşırken en son gördüm. Evet, bu arada bana istemedi. Ondan sonra şey kuruyordu falan burada bir şeyler yapıyordu. Çok kötüyordu. Yani inanılmaz bir destek. Ee şimdi bir şey daha var. Size bilgi olarak paylaşsam: Bafra Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürümüz Hakkı Kubilay Ural ve Hakan Aydın hocamız da öğrenciler de katıldılar. Burada bize şey desteği verecektir hocam. Ee buradaki sempozyumun çıktılarını PDF şekliyle ve bir çıktığı rapor olarak Erkan Hocam üstlendi. Biz o raporların buradaki görüntülerin, e tabi özel teşekkürü biraz sonra yapacağım ama Harun hocamın yapmış olduğu görüntülerde ayriyetten internet sitesine dahil olmak üzere farklı yerlerde buradaki tüm faaliyetleri izleyebileceksiniz. Bunları kendi turizm sayfalarında bu okul öğrencileri hem bir öde ve bir proje olarak hem de bazı hizmet olarak sunacaklar. Onlara da teşekkür ediyorum. Yani bunların kalıcı olacağını, buradaki sohbetlerin orada izlenebileceğini de bilmenizi isterim. Onlara da teşekkür ediyoruz. Ee şimdi katılımcı yazarlarımız, konuşmacılarımız, Efratın Kitap öden İrfan Bey de bize mutfakta yardım etti. Tecrübelerinden faydalandı. Ee şimdi etkinliğin her anını biz ne yapacağız? Nasıl edeceğiz derken böyle bir bütçemiz yok. Şeyimiz yok derken Harun Ağbi'nin ikinci adı bundan sonra Hızır olsun, Hızır gibi yetişti. Harun Şen Ağabey. Ağabey çok teşekkür ediyoruz. Yani dijital hafızaya ve görsel hafızaya dönüşümünün mimarı odur. O bize inanılmaz. Kaç gündür ayakta bizi çekiliyor ve bunlar ortama aktarılacak. Vallahi ben edebiyat Bafra'da yalnız değilmiş ve yalnız kalmayacağını da gördük diyerek şu an teşekkür ediyorum.
Canberk: Bir müsadenizle ben almak isterim izninizle çok değerli. Keşke öyle bir hafızam olsaydı sizlerle paylaşabilseydim. Ee çok isterdim bunu ama sevgili paydaşlarımız var. Bu noktada bizlere destek olan abilerimize, ablalarımıza, değerli yazarlarımıza şairlerimize, sizin huzurunuzda Bafra Tütün Müzesi olarak ben Canberk, çalışma arkadaşlarım Hülya Hanım ve Selçuk Bey ile beraber, aynı zamanda çok değerli araştırmacı yazar, çok sevdiğim ağabeyim Erkan Bey'e çok teşekkürlerimi sunuyorum. Sayın Müdürüme bize destekleri için gerçekten çok teşekkür ediyorum. Bu noktada ellerinden geldiğince öğrencilerimizle öğretmenlerimizle bizlere destek verdikleri için, iki keza işin hamurunda bizi hiç yalnız bırakmayan saygıdeğer Harun Ağabeyime çok teşekkür ediyorum. Günlerdir ayakta bizlerle beraber burada ve sizin de huzurunuzda müdürümüzün de izniyle beraber paydaşlarımıza katılım belgelerini de takdim etmek istiyoruz izninizle. Hülya Hanım, Selçuk Bey, Sayın Müdürüm, isterseniz sizlerden bize destekçi olursanız çok seviniriz. Emin Hocamızın belgesini sizlerle beraber takip etmek isteriz. Şöyle buyurun. Bir
Emin Günaydın: Ekiyoruz. Zaten biz hep Bafralıyız, hep öğlene kadar da Bafra. Bu topraktan geldik. Dünyanın en güzel toprağı olan Bafra'yı gömüleceğiz. Öyle bir durum var yani. Evet, ben teşekkür ediyorum.
Canberk: Sayın Çok teşekkür ederim. Çok sağ olun. Evet, bir teşekkürüde Harun Ağabeyim, eğer kamerasını takip ederse Harun. Ben çekeyim.
Baskan: Burdan tutuyoruz. Hocam
Harun Şen: Kamera arkasında görüntüledik. Hem bunları bildik. Benim de aklımda bayağı bir şeyler kaldı. Benim aslında iyi oldu. Çok sağ olun. Teşekkür ederim diyorum.
Canberk: Bizler teşekkür ederiz. Sağolun. Teşekkürler. Ben teşekkür ederim. Bizler teşekkür ederim. Çok sağ olun. Bir belgemiz daha var. Şiirleriyle bize anlam katan şehrimizin vedalettarı ve bu tarz çalışmalar içerisinde az önce de çok derli ağabeyim Yavuz Bey kendisini de aldı zaten. Murat Ağabeyimize. Çalışmalarla bizde çok güzel meslekler verdi.
Murat Bölükbaş: Bir misafirliğe gitsem bana temiz bir yatak yapsalar. Her şeyi unutup uyuşam. Uyandığımda yatağım lavanta koksa, bana taze kekik kokan bir kahvaltını hazırlasalar. Nerede olduğumu hatırlamazsam hatta adımı bile unutsam.
Canberk: Çok sağolun. Dediğiniz gibi bu güzel paylasım içerisinde hep beraber güzel bir şekilde güzel günler geçirdik. Burada bu üç gün içerisinde bizleri yalnız bırakmayan şehrimizin, kentimizin değerli isimlerine, değerli büyüklerimize, değerli yazarlarımıza şairlerimize huzurunuzda çok ama çok teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız, sağlıcakla kalınız.
Emin Günaydın: Şöyle aslında çok uzatmadan çok da vakit almadan toparlayalım. Bir etkinliği burada bitirdik. Ama tabi biz burada kalmayacaktır. Kesinlikle. Hakan Bey ben şunu sormak istiyorum, bundan sonraki atacağımız ya da atacağımız adım ne olacak? Bununla ilgili de bir kaç bir şey kullanılacağız.
Hakan Bey: Şöyle saygıdeğer hocam burada. Ee tabi önemli olan Bafra'nın tepkisiydi. Açıkçası halka çok ulaşamadık. Evet. Yani şeyi de sormak istedim aslında Müdür Bey de burada de burada. Acaba kaç tane edebiyat öğretmeni bu sevgiyi ziyaret etti? Şöyle öğrenci, gün çok öğrenci geldi. Yanındakiler öğretmenleriydi ama tanıyamıyorum. Şimdi gelen insanlar belki öğretmen olabilir. Türkçe, edebiyat veya başka koldan onu bilemiyorum ama halka ulaşamadık. Ee tabi neden ulaşamıyoruz? Yani hep abilerime sordum. Hepsi dediki: "Ulaşamayız Hakan." dedi. Hepsi böyle bir sende hani beraber konuşuyor hepimiz şöyle oluyor. E başka şöyle başka alanlarda oluyor insanlar. Emin Hocam yani edebiyat sanat konusu biraz daha sanki ee "Hani bunları halledeyim sonra ben buna vakit ayırırım." alanı gibi bir durum. Dolayısıyla halka çok fazla ulaşılamıyor. Burada çok eski abilerim var. Onlar benden daha iyi tanıyorlar Bafrayı. Herkes tabi meşgalesi var, işi gücü var. Ee oradan dolayı biraz açıkçası ee üzgünüm. Daha fazla halk gelebilir mi diye düşünüyorum. Ee onda bizim de hatalarımız olabilir. Yani billboardları yetiştiremedik efendim. Ee tam anlamıyla... Evet. Yani bazı hava koşulları sivil, iklim, sivil toplum kuruluşlarına da belki ulaşmakta sıkıntı çekmişiz ve halk bizim halkımız. Bizim halkın çocuğuz Ağabey bunlara devam ederek bu işler geliyor. Şimdi insanlar kombarda şemsiyesini alıyor. Eksi on derecede ettiğinde çoluğundan çocuğundan gidiyor. Çocuğu geriyor Abi atkısını sarıyor, kafasını kapatıyor, çamurun işine sarıyor. Şimdi biz de okuna bile getirirken çocuğu ben görüyorum. Okullar bölgesindeyim. Adam arabasıyla okunun işine giriyor ya çocuğu bırakmak için. Yani şimdi biz tuhaf bir hareketler yapmaya başladık. Yani sosyal hayatımızda bundan etkileniyor. Dolayısıyla belki burayı aşmak için yeni çalışmaları yapabiliriz. Onun dışında çalışmanın hücresini vermediği durum var. Evet. Ee geleneksel el sanatlarından yöresel yemeklere efendim tarih yapacağız. Turizm yapacağız başlıklarımız var. Tabi bu şimdi Kapıkaya Festivali gibi çok büyük festival olacak. Onu da belediyemiz çalışıyor. Bizden yine sağlıklı foto maraton için görüş aldılar. Bu etkinlikler arttıkça oldukça e Bafra'mız festivalleri gibi gösterip Kapıkaya Festivali'nde elli bin kişi geliyor arkadaşlar ve Türkiye'nin ulusal bir markası haline geldi. Bunlar da olacaktır, vazgeçmemek lazım. Ya illa biz olacağız diye bir şey yok. Edebiyatçılarımız bundan sonra bu işi yürütecek. Efendime söyleyim onlar şairler, yazarlar. Belki bir araya gelip bu işlere el atacaklar. Ee işte o kent kültürünü yakalamak için devamlılık önemli. Bunlar bir başlangıç, devamlılığında da umarım büyüyecek.
Emin Günaydın: Sözünüzü kestim. Şimdi ilk gün açılış konuşmasından sonra İzmir'den bir abimiz geldi buraya tesadüf kazan den kendisi Osman Topaloğlu. Bafra'da büyümüş, İzmir'de öğretmenlik yaptı. Sordugu ilk soru şuydu: "Yani yine de bir özellikle bu tarihi seçtiniz? Yani hani Bafra'da bununla ilgili önemli bir olay mı? Yani oraya mı bağladınız?" Ee dolayısıyla da güzel bir noktadan yakaladı. Müdür Bey de bu noktada çok güzel bir şey söyledi. Dolayısıyla da bu tarihli yapıp bundan sonraki süreçte de aynı tarihte, aynı saatte, aynı günlerde devam ettirilebilirler. Yani ee bu yıl yapıldı, ondan sonraki yıl vesaire şeklinde devam ettiriler. Yani geleneksel hale gelebilir. Bafra'nın alt mayasından çok müsait. Mustafa Hocam burada. Müzikle yıllardan beri haşır neşir olmuş. Bafra Musuki Cemiyeti Bafra'nın belki de Türkiye'nin Denizli Musuki cemiyetlerinden bir tanesi. Dolayısıyla da Bafra'nın emeliyatına baktığımızda, tarihine baktığımızda, geçmişine baktığımızda burada bir maya var. Dolayısıyla da bizim attığımız bu adım küçük bir kalp topun büyüyerek büyük bir çığ olacağı illerce beldeden mümkün bu. Yani ben iş açıası ilk başladığını şöyle düşünüyordum: Ee Bafra ile ilgili ben yazı yazıyorum işte Ali Hocam kırk yıldan beri yazıyor. Ee Erkan yazıyor. Ee Sıddık hocam Samsun'da zaten birlikteyiz. Samsun ile ilgili otuz üç tane televizyonda program yaptım. Mehmet'i tanırsınız Kavaklı'dır kendisi, o da Kavak'la ilgili yazar. Bir gün dedi ki bana: "Sen dedi ne yapıyorsun?" dedi. "Samsun'da yaşıyorsun ama ben annen baban burada. Yokmu bunu Bafra'da yazacak başka bir adam? Sen dedi Bafra'ya takmışsın." Dedim ki: "Yani ne bileyim ben, bizimki memleket sevdası. Bizimki gibi bir zekatı." Dolayısıyla da bir Bafralı olma nümesiyle alakalı olan bir durum. Bu benim gibi hisseden bir Bafralı olduğu için zaten bugün burda ve dolayısıyla da yaptığımız, attığımız bu arada eminim ama Müdür beni söyledi bir şey çok doğru Hakan Bey.
Hakan Bey: Dolayısıyla da bizim o tarihini bundan sonraki süreçte iyi veya katılanımı veya yazar veya şairlerimiz destek veriyorlar. Ağabey. Ben onları tanıdığım için çok mutluyum. Hepsi çok mutlu oldular. Recep Hocam dedi ki: "Hakan Bey ben fuardan daha fazla kitap imzaladım burada." dedi. Ee onları tanımakta çok şey çünkü gördüm onları, gözlerindeki enerjiyi. Yani buraya gelirken çok mutluydular. Ee evet, devam ettirilebilir ama onu dediğim gibi ee ülkede tartışırız, aramızda konuşuruz. Yani belki daha büyük şartlı bir şey olabilir. Yani belli bir şey olabilir ama devam ettirmeliler. Niye? Çünkü yazarlar, şairler mutlu. Çünkü kendi doğduğu, büyüdüğü böyle bir etkinliğin olması o kendisine özel hissettiirdi. Yani kitab imzalasınlar imzalamasınlar. Orada oturduğu noktada adını orada görmüş olmak istiyor. Bilmiyorum yani haksız bu noktada yani öyle değil. Evet, buyurun.
Gülseren Aktaş: Her zaman bardağın dolu tarafından bakmalıyız. Bardağın dolu tarafı bizi yönlendiirdi. İleriye doğru daha güzel şeyler olacağını biliyorum. Eminim de ben üç sene öncesine kadar seksen bir ilde fuarda dolanan bir yazardım. Dört beş senedir bu virüsten dolayı gitmedim. Bir daha da gitmiyorum. Ama burada üç günde aldığım keyfi bir fuarda almadım, bir siyasette almadım, bir İzmir'de almadım, bir Bursa'da almadım. İzmir'in bir yaz bütün ilçelerini gezdim, tatilde yaparız diye yine almadım. Bugün burada üç gündür çok mutluyum. Kitap satıldı mı? Ben çok sattım. Yani ben çok sattım. Ben ondan da mutluyum. Sattığım kadar da çocuklara ücretsiz kitap verdim. Onun için de mutluyum. Okusunlar. Ben nasıl olsa yazıyorum ama bu işi bırakmayalım. Ben zaten söz verdim. En kısa zamanda geleceğim. Bence sizlere katkıda bulunmak için dernek olarak belki Okul Sanat Etkinliklerini Destekleme Derneği'nin başkanıyım. Zaten kültürle uğraşıyorum. Zaten destekle uğraşıyorum. Her zaman yanınızdayım.
Emin Günaydın: Bekleyeceğim veya sizden sonra da birkaç soru alalım kapatalım, vakti almıyorum fazla. Sorusu olan varsa, kapanıştaki temennisi olan varsa. Bu.
Dinleyici: Teşekkür etmek istiyorum. Engelli vatandaşın annesiyim. Kendisi yazardı. Konuşmaz, yürümez. Dört tane kitabı var. Benim ünümü ününe doğru geçmişti. Bey de şahittir. Ankara'dan yorgun gelmiştim, davet edildim. Ayda ait olduğum memlekete "Tabii ki gideceğim." dedim. İnanın yetmiş altı yıldır hasretini çektiğim ama biraz gelin olarak çıktığım zamankinden biraz daha değişen Bafra ama çok mutluyum. Bu üç gün. Hem oğlum hem ben. Gerçekten bir güzel bir kitap sattık. Arkadaşlar soruyor ne kadar işte. "Kitap satmışımdır." diyorum. Biliyoruz abiyle kitap satmak önemli değil. Ben kardeşimi kaybetmişim ama cocuklugum hep buralarda geçti. Ayak izlerim var bu. En güzel altın zincirin ilk halkası. Bu ilk halkayı güzel bağlarsak bu zincir altın uzar, uzak uzayacak. Çok mutluyum. Çok çok teşekkür ediyorum. Bütün ismi geçen herkese.
Emin Günaydın: -Buyurun buyurun.
Dinleyici: Öncelikle ben teşekkür ediyorum. Buradaki terzine kat veren bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum bugün. Ya röportaj yapıyordu. "Ne düşünüyorsunuz?" diye. Ben orada da söyledim. Biz işe gönül verdik. Hepimiz. Çoğu arkadaşlarımız uzun zamandır görüşemiyorduk. Görüşme fırsatımız yok orada. Bir şehrimizde ilk defa sadece bu şehrin kalem erbabının böyle bir da buluşması, ilk defa yapılan bir şey olması açısından burada Sıddık hocam da var. Belki edebiyat tarihine de Bafra'ın edebiyat hayatına da geçecektir. İlk böyle bir etkinlik ilk defaydı. Çok programlar yapıldı. Biz de katıldık, izledik, dinledik ama bu ilkti. Şimdi Hakan Hocam dedi. Recep Hoca çok memnun, hiç böyle olmadı o niyet. Biz keyfiyetle düzdük, söyleşti de söyledik, biz keyfiyetle ilgileniyoruz. Yani burada konuşmacı için bir kişi gelir, kişi gelirinin hiçbiri orada değildir. Sadece böyle katılmak değil, yük noktasında da yapacağımız bir şey olursa her zaman için varız. Şehrimiz için varız. Ben yani gurur duydum, mutlu oldum. İnşallah daha güzelleri, daha iyileri olur. Teşekkür ediyorum.
Yavuz Karaoğlu: Şimdi bir şey vardır. Neden bir de katılım olmuyor ve bu işin mayasının mayalanmasının şeyi nedir? Oraya biraz analitik ve ticarete katkıda bulunup teşekkür edeceğim tekrar. Şimdi şöyle burada mesela iki gün, iki gün önceki konuşmalarda İdris Abimiz ve hocamın şeylerinde şunu anladım ben. Şimdi bir ev bahsediliyor. Ee diyor ki: "O evde biz okuldan gelirdik bize. Hemen otururuz." Şimdi bakın şimdi genetik diye bir kavram var. Yine ben mesleki gidecegim. Bir genetik diye bir kavram var. Genetikte şöyle bir şey var. Yani siz bildiğiniz o DNA diziliminin paralel devleti gibi aslında görmediğiniz duygunun, birikimin, halin tavrın taşındığı bir hikaye vardır. Şimdi evimde kitap okunmayan. Medresede ya da farklı bir şekilde eğitim almamış. Düşünen yazan insanların olmadığı bir aile ise oradan bir yazar, şair, okur çıkma ihtimali düşüktür. Fakat bu birden olmaz. Yani biz sana herhangi bir çocuğu buraya getirip benim kitap verdiğimizde o ondan etkilenmeyebilir. Şimdi bakalım Hakan hocama mesaj atan kızın ailesine gidelim, araştıralım ben eminim. Yani eminim onun bir iki göbek, üç üç göbekte bir eğitim hikayesi vardır. Şimdi bu birden oluşmuyor işte. Sıddık hocamın biraz evvel anlattığı o nasıl topraklar burada Bafra Ovası'nı oluşturuyorsa, o böyle o taşınan şeyle geliyor. Şimdi peki bunu nasıl açığa çıkartacağız? İşte o da, biz bunu açığa çıkartmamız lazım. Çünkü var olmayan bir şey yok ama olsun, bir sonrakinin de başlangıcı olsun diye. O zaman yarışmalarda düzenleriz, çocukları da hediyelendiririz, ilgilerini çekeriz. Bunu atölyelerde yaparız. Bize bu heyecanı hissettiğimizde "Hadi yürüyün arkadaşlar." dediğinizde biz yürümek isteriz yani.
Dinleyici: Gerçekten ismi duyulmuş yazar ve şairler. Ama onun yanında küçük denemeler yapan arkadaşlar da var. Evet, onlar cesaret bulup buraya gelemeyecekler ama seneye yaparsak onların şiir ve kitapların islamda da böyle belki başlarında olacaklar. Ama bir küçük kitap yazmış, orada dursun cesaret kazansın şimdi. Evet, burada bir nosyon veriyor. Yani okullar ilgi duyanlara, ilgi duyanların şeyini arttırmak, bilgisini arttırmak, ilgi duymayan çekici hale getirmek. Bizim görevimiz olacak diye.
Emin Günaydın: Söylemek lazım. Ali Hocam çok uzun yıllar önce Bafra'yı adamış birisi olarak ama maalesef Bafra tarafından. Sıddık hocamın dediği gibi küstürülmüş, değer görülmüş ya da ne bileyim ben. İlk konuşmayı yaptığınızda şeyi söylemiştiniz. Şimdi diyorum kırk yıldan beri yazıyorum ama ilk defa Bafra'da böyle bir şeyle konuştum. Yani bunlar tabii ki önemli olan şeyler. Umarım Bafra'daki Nur Bey'in dediği gibi öğrenciler daha büyük çaplı organizasyonlar gerçekleşir. Ee mevcut ben kıymetli katılımınızlardan dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum. Bir kez daha söylüyorum: Bu topraklarda doğdum. Bu topraklarda tekrar gömüleceğiz. Yani yaptıklarımız belki hoş bir seda olarak kalacak. Ama şuradaki şu toplumu, bu işe sahip çıkılacağını gösterir. Teşekkür ediyorum. Eyvallah. Çok teşekkür ediyorum.











