İdris ANARAT-Bafra’da Şair Olmak Neyzen Tevfik

 

[00:00:00] etkinliğimize katıldığınız için teşekkürler. Yanımda olan... diyeceğim ama yeni değil, daha eskiden aile büyüğümüz ama inanılmaz bir aşığı, inanılmaz bir görsel, yazı ve video, her türlü arşivi üzerinden faydalandığımız efendim, İdris Ağabey kendinden birkaç kelimeyle bahsedecektir. Teşekkür ediyorum. Rica ederim. Değerli dostlar, öncelikle hoş geldiniz, sefa geldiniz. Buluşma başlamadan önce [00:01:00] İstanbul’umuzda meydana gelen, O Allah Teâlâ’nın bir hikmeti olan ve beklediğimiz deprem olayını hayırlısıyla atlattık. Tüm Türkiye’me geçmiş olsun diyorum. Ve yine Türkiye Büyük Millet Meclisimizin açılış yıldönümünü ve çocuklarımızın bayramını candan kutluyorum. Bu arada sözlerime başlarken Cumhuriyetimizin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşlarını saygı, sevgiyi, minnetle ve rahmetle anıyor; güzel bir programı hazırlayarak toplanmamıza vesile olan, emeği geçen Bafra’mızın dinamik gençlerini kutluyorum. Değerli dostlar, [00:02:00] Bafra’mızı incelediğimiz zaman kültür, edebiyat, sanat açısından her devirde adını tarih sayfalarına yazdırmıştır. Şunu açık sözlülükle dile getirmek istiyorum: Her ne kadar kaymakamlığımız, belediyemiz efendim, diğer resmi kuruluşlarımız, sivil toplum örgütlerimiz imkanları dahilinde bizlere yardımcı olmalarına rağmen en büyük güç, en büyük güç halkımızın desteğini almaktan geçiyor. Bu güzel programların devamlı olması için yine kaymakamlığımız olsun, belediye başkanlığımız olsun, resmi dairelerimizin olsun, bilhassa sivil toplum örgütlerimizin olsun, hep özel bir günleri var. Hep özel gün yapıyorlar, kutlamalar yapıyorlar. Bu özel günlerinde inşallah bundan sonra edebiyatçılarımıza bir yer vermeleri arzusundayız. [00:03:00] İnşallah bu dileğimizi gerçekleştirirler. Edebiyat, yazar ve şairlerimizin zaman zaman kitapları yayınlanmaktadır. Bafra’mızda incelendiğinde yine internet, gazete, dergi yayınları devam etmektedir. Değerli dostlar, edebiyat, basın yayın ile ilgilenenler maalesef maddi imkanları çok kısıtlı olan, hepsi de gönül insanlarıdır. Çok iyi tanıyorum. Gönül insanları, bunları gönüllü yapıyorlar. Herhangi bir kazançları yok. Şunu yanlış anlaşılmasın: Ben bu kişilere, bu basın yayıncılarımıza, kitapları yayınlananlara, romancılarımıza, yazarlarımıza, şairlerimize yardım edelim demiyorum. [00:04:00] Peki ne yapalım? Okumak, okumak ve yine okumak! Peki o zaman sizlerden beklenen nedir? Okumak için ise kitap edinmek gerekli. Cüzi bir fiyata sizlere sunulan –bugün de gördüğünüz gibi stantlar açıldı– hiç emeğini karşılamayacak derecede (50, 100, 200 neyse) belli bir fiyatla birer kitap edinmek, hikaye, roman ve şiir kitaplarını alarak desteğimizi göstermektir. İnternet ortamında yayın yapan tüm basınımızı, elimizde bulunan şu telefonlarımız da dahil, takip etmek, onlara yardımcı olmak, onların nasıl bir durumda bu yayını yaptıklarını bilmek gerekiyor. [00:05:00] Yanlış anlaşılmasın; yazarlar, şairler, basın mensuplarımızın geçimini sağlayalım demiyoruz. Sadece kitap haline gelen, şu kağıtların –bak bunlar kitap haline geliyor, bir eser haline geliyor– masraflarının çıkarılması gerekiyor. Sadece masraflarının. Dostlar, o zaman edebiyat devamlı üretken olacaktır. Şunu yakinen biliyorum; evet, yakinen biliyorum. Şu anda stantta olan tüm arkadaşları çok iyi tanıyorum. Bafralı yazar ve şairlerimizin sadece dünyalarında kalan, basılmayan nice kitap ve şiirleri var. İnanın, ayda ayıracağınız yüz lira... Bakın, bir evden ayda bir yüz lirayı bir yere koysanız yılda bin iki yüz lira para eder. Evlerimize hikayelerimizi, romanlarımızı, şiirlerimizi, dergilerimizi ve günlük haberlerimizi taşıyacak... [00:06:00] Bakın, belli bir internet sayfaları olmasa, internette yayınlanan gazeteler, dergiler, bu yapımcılar olmasa hiçbir şeyden haberimiz yok. Var mı arkadaşlar? Söyleyin. “Bak bu basın yayın nasıl acaba? Ne yapıyor, nasıl ilgileniyor, hangi zorlukları çekiyor?” Gönül dostlarım, sizler okumadıktan sonra bizlerin şairliğimiz de yazarlığımızda sadece evlerimizin depolarında kalan sayfalarda olacak. Yazılarımızı yayınlamış olan roman, hikaye, dergi ve şiir kitaplarımızı okuyan gönül dostlarıma selam olsun. Bu konu üzerinde daha yetkili konuşacak arkadaşlarımız olacaktır. Yarın öbür gün dergiyi çıkaranlar, roman yazanlar, şairlerden... Sağ olsunlar. [00:07:00] Gençlerimiz çok güzel program hazırlamışlar. Gelin, onları dinleyin. Onlar sizlere daha geniş anlatacaktır. Buraya ben bir şiir mi koymuştum? Okumayacağım, zamanınızı almayacağım. Bir de gençlerimizin programının dahilinde kalmak istiyorum. Yani gençlerimiz bir program hazırladılar, bunu aşmayalım. Evet, bu gençlerimiz benim adımı yazarken, programlarda da göreceğiniz gibi, şöyle bir şey yazmışlar: Hemen adımın karşısına bir de Neyzen Tevfik yazmışlar, sadece Neyzen Tevfik yazmışlar. Haydi birlikte beraber bir Neyzen yolculuğu yapalım mı? İnşallah yapacağız. Dostlar, Neyzen’i bugün anlatırken ben burada çok [00:08:00] anlattım. Bahsedeceğim biraz sonra. Neyzen üzere bugün ben burada anlatırken, “Nerede doğmuş, nereliymiş, neler yapmış, sarhoşmuş, nükleer miymiş, küfür edermiş... Bir de bazı zaman bazı yazarlar da şöyle yazar: Belki de Türkiye edebiyatına küfrü sokan insan,” bunlar yazıldı ve çok anlatıldı. Neyzen Kolaylı’nın kardeşi, öğrencilik yıllarında Ankara’da beraber olduğum Şefik Kolaylı Beyefendi’nin bana verdiği, Bafralı Ahmet Çizmeci Bey tarafından (Çizmecilerin dedesi) hazırlanmış olduğu secere yanımdadır. Bunu çok yerlerde yayınladık. Kitabımda da basıldı. Burada bütün bunlar Kolaylı Hoca’nın, [00:09:00] Veysel Tevfik’in, Şefik Kolaylı tarafından nüfusunda zamanında hazırlatılmış... İdris Ağabey, yani Neyzen Tevfik Kolaylı diyorsunuz. Anladım. Artık bu konunun üzerinde tartışmak istemiyorum. Bizim Neyzen’e kim sahip çıkarsa çıksın... Çok yere gittim. Ben Bodrum’a gittim, Kartal’a gittim, İstanbul’a gittik, Bursa’ya... Herkes sahip çıkıyor. Herkes sahip çıkıyor. Ben tek, her konuşmamda şunu söylüyorum: Kardeşim, hepiniz Neyzen’e sahip çıkabilirsiniz ama artık konu Bafra’yı teğet geçemez. Bafra’dan bahsedeceksiniz. Acizane yaptığım araştırmalar, edindiğim belgeler ile 1968-1969’lu yıllarda edebiyat öğretmenimiz (mekanı cennet olsun) Coşkun Gökçek ile başlayan yolculuğumuz sonunda Neyzen ile dost [00:10:00] oldum. Ben bugün başka açıdan, başka gözlerle Neyzen Tevfik Kolaylı’yı konuşmak istiyorum. Bakın, ağzına hiçbir şey koymadığını bildiğimiz ve öyle biliyoruz, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy bir aşığı, gönül dostuna içki ısmarlıyor. Binlerce defa tövbe eden dostunu vazgeçirmek için yorgun meyhanesine kadar birlikte geliyorlar fakat vazgeçiremiyorlar. Şimdi sizlere Safahat adlı eserin beşinci baskısından, 502, 503, 504. Sayfalarında o günü saniye saniye anlatan Milli Şairimizin “Derviş Ahmet” şiirinin, bu üç dört sayfayı hepsini size okumayacağım, vaktinizi almayacağım. [00:11:00] Son mısrasını okuyacağım. Evet, Safahat’tan: “Sen ne cevhersin, ne devletli ne cansın bilsen, Aba altındaki sultanlara sultansın sen! Sen ki Kevser dağıtan Haydar Kulusun ancak, Sana ısmarlamayan kimlere ısmarlayacak? Haydi evladım al, Dede Sultan ne içer, Bir sor ki doldurun de,mişe benden iki binlik yorgi.” Yıl 1346 (1930) Gılman, Mısır Gılvan’da bir Eylül’de Mehmet Akif’in şiiri... Nasıl bir aşk! Şimdi kendisinden ders aldığım, beraber çalışmalar yaptığım, emekli İstanbul Şile Müftülerinden, daha sonra Osmanlı Arşivi Müdürü [00:12:00] Rıfat Serin Hocam ile görüştüğümüz zaman, zamanın Nakşibendi Şeyhi olan Bandırmalı Tatlıcı Ali Efendi Hazretleri Neyzen aşığı. “Kendisini görmeden yapamıyorum.” Kendi ağzımdan, en son bunu ben de ziyaret ettim, “Kendisini görmeden yapamıyorum, ah Neyzen gönül dostum!” diyor. Bakın burada şimdi Rıfat Serin Hocam’ın, Bandırmalı Tatlıcı Efendi ile yapmış olduğu sohbeti yine zamanınızı almamak için... İşte uzun uzun yazıyor. “O zaman” diyor, “O yıllarda kısaca Bandırma’dan İstanbul’a gemiler geliyor, gün gelip gidiyorlar. Biniyor, kafasına vurduğu zaman Tatlıcı Bandırmalı Ali Efendi’nin... Gemiye biniyor, İstanbul’a geliyor, Neyzen’i arıyor. Sonunda burada anlatıyor, [00:13:00] çok ücra bir köşede kendisini buldum. Kapıyı açmadı bana” diyor. “Bağırdım, çağırdım, sana geldim!” Sonunda kapıyı açtırdım. “Ah ah, halimden beni bu pis halimden kurtarmaya geldim” diyorum. O ne diyor biliyor musun? “Sabaha kadar sohbet ettik, ağladık, ağladık, sarıldık, kaldık.” Şimdi burada anlatmak istediklerim: Bu nasıldır? Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, zamanın Nakşibendi Şeyhi olan Tatlıcı Ali Efendi... Bu arada şundan da bahsetmek istiyorum: Tatlıcı Ali Efendi Hazretleri’nin kızı Hümeyra Hanım ve yine Mehmet Akif Ersoy’un torunu Selma Argon Hanımefendiler ile devamlı görüşüyorum. Çok yerlerde [00:14:00] beraber panellere katıldık, konuşmalara katıldık. Üçümüz. Onlara da buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Selma Argon Hanımefendi’yi üç defa Bafra’mızda misafir ettik. Yine Bursa İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Mustafa Kara Hocam, İstiklalimizin Bülbülü Mehmet Akif Ersoy adlı eserinin 34. Sayfasında Neyzen Tevfik Kolaylı cenazesinde Bandırmalı Ali Efendi’nin yıkayarak kabre dualarla indirdiğini yazıyor ve “Bu saate kadar,” diyor, “yıkarken boynunda asılı duran ‘hiç’ini kendisi aldı.” Bandırmalı Ali Efendi Hazretleri almış. Burada, aynı sayıda Bandırmalı Ali Efendi ile Neyzen’in beraber bir fotoğraflarını yayınlıyor. Uzun uzun yazılıyor tabii bunlar Mehmet Akif Ersoy kitabında, yani [00:15:00] Mustafa Kara Hocam’ın, Profesör Doktor Mustafa Kara Hocam’ın (İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi) işte 34. Sayfasında Ali Efendi Hazretleri ile Neyzen Tevfik’in, bizim Neyzen’in çekilmiş fotoğrafı. Yaptığım incelemelerde ve elimde bulunan belgelerde İlhan Bardakçı Bey’in, bakın İlhan Bardakçı Bey’in çok çarpıcı makaleleri var. 22 Eylül 1973 yılında Adalet gazetesine yazdığı yazının sadece bir kısmında bu ne kadar güzel anlatılmaktadır. Son paragrafı: “Bazı genç Neyzen’i taklit ediyormuş. Duydum. Pek fena çığır açtın Neyzen. Serseriliklerine mahbubunu alamaz koynunda her hoşa gelin.” Yine Cumhuriyet Gazetesi 5 Şubat 1956 günlü yazısında –bunları internet sayfalarından veya gazeteden bulabilirsiniz– küfürlerinden [00:16:00] Hasan Ali Yücel Bey makalenin sonunda şöyle diyor, şöyle bitiriyor: “Neyzen Tevfik evsizdi, mezarsız. Gönüllere girebildikten sonra bu türlü mahrumiyetlerden ne çıkar?” Evet, şimdi kendi anlatımıyla Neyzen Tevfik’in kendi anlatımıyla... Burada kendisi akrabası olur. Hatta bizim Ali Rıza Kolaylı Bey de burada, kendisi de burada. Ali Rıza Bey’le de irtibat kurmuştuk, konuşmuştuk, bizimle de irtibat kurdular. Neyzen şöyle anlatıyor, yaşam öyküsünde şöyle anlatıyor: Bakın, demin nereli olduğuna artık nokta koyacağız ya. “Ruhumda topluma karşı zaman zaman parlayan tiksinti ve isyan ne kadar haklı ve [00:17:00] köklü olursa olsun, insanlar içinde dürüst olduğuna inandığım ve bu yüzden sevip saydığım kimseler çok olmuştur. Bunların en başında da Bolu’nun Müstahkimler Nahiyesi’nden Abdurrahman Kızı Emine Hanım’la Bafralı Kolaylıoğulları’ndan Hafız Hasan Fehmi Efendi geliyor. Ben bu iki aziz yaratığın zürriyetinden 1879 tarihinde Bodrum’da dünyaya geldiğim zaman birisi çıkıp da kulağıma yeryüzünde beni bekleyen akıbetleri fısıldamış olsaydı belki hemen geri dönerdim” diyor. Bu da uzun uzun... Bu kitapları, bu kitapları benim edebiyatçılığım... Belki de fen öğrencisiydim. Benim edebiyatçılığım, birkaç şiir yazmam, işte kitaplar yazmam, gazetede yazılar yazmam... Bafra’da fırsat buldukça bir köşe verdi bana Ali İhsan Başarılıoğlu sağ olsun, orada yazılar [00:18:00] yazmam, okumam başka bir şey değil. İnanın, işte belli bir kütüphanem var. Oraya giriyorum, orada okuyorum, okuyorum, kelime malzemeyi geliştiriyorum ve bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Şimdi bir de Azab-ı Mukaddesler... Yine fazla vaktinizi almayayım. Azab-ı Mukaddesler. Son zamanlarında Neyzen’in, bazı kişiler (bazı destekçileri) kişilerle arasını açmak, bazı dostlarıyla arasını açmak için çok açık küfürler yayınlıyorlar. Buna çok canı sıkılıyor. Mazhar Osman’ın, Bakırköy Akıl Hastanesi’nde kendisine ayırdığı 21 No’lu oda, evi Neyzen’in. [00:19:00] Kafası bozuldukça oraya gider, orada yazar çizer. Yine, yine bakın, şöyle görmeyeceğim: “Ayrıca birçok gazete ve mecmualarda haberim olmadan veya yanlış bir şekilde veyahut da bana ait olmayan parçalar basıldı. Saygısız, münasebetsiz bazı şöhret sevdalıları benim adımla etrafa fışkı attı. Böylece memleketimin kıymetleriyle aramı açmaya çalıştılar.” Uzun uzun bu, Ahmet Emin Yalman’a gönderdiği mektupta... 26 Kasım 1945’te Ahmet Emin Yalman Beyefendi, Vatan Gazetesi’nde bu mektubunu ve yazılanı yayınlıyor. Neyzen Tevfik ve şöyle diyor: “Çok şükür, bütün gayretlerime rağmen kısıntıyla konuşup [00:20:00] haykırdığını zannedenler kadar cesur, yüzlerine maske takıp emek, fikir, ad ve haysiyet hırsızlığı yapanlar kadar medeni bir insan olamadım.” Bu hırsızlık her zaman yapılıyor, bugün de yapılıyor, yarın da yapılacaktır. Ben en çok karşı olduğum taraftan bir tanesi, kimin yazısı olursa olsun, kimin eseri olursa olsun, kim yazmış olursa olsun kardeşim, altına alıntıdır yapın. Bir de şunu ekledim burada. Bu bahis açılmışken şu olayı kaybetmeden geçemeyeceğim: Vatan Gazetesi son zamanlarda bazı şiirlerimi yazdı, bana on beş yirmi lira ücret ödedi. Ben de bunların tamamını sokaklardaki berduşlara, sarhoşlara, fakirlere dağıttım. Jübilesi yapılıyor Neyzen Kolaylı’nın. Ölümünden evvel 1949-1950 yıllarında kendisine verilen para [00:21:00] toplanıyor ve güzel bir elbise giydiriliyor, ayakkabı... Dışarıya çıkıyor. Bir dilenci görüyor. Orada “Dur!” diyor. Şaşırıyor adam. “Baba, ne diyorsun sen?” “Soyun!” Tepeden tırnağına kadar Neyzen’e giydirmişler. Onu orada soyduruyor. O elbiseleri ona veriyor. Bu dilencinin elbiselerini giyiyor. “Benim sevgili dinleyicilerim ve okuyucularım, gazete filmi durumunda uzun derbederlik hayatımda o kaldırımdan bu kaldırıma, o kapıdan bu kapıya, o diyardan bu diyara ney’im ve ney’inimle bir kuru yaprak gibi savruldum. O günlerde beni sinize bastınız, gönlünüzde yer verdiniz. Kusurlarımı affediniz, rica ederim. Burada da müspet bir hakikat aramayınız. Hatalarıma [00:22:00] gülünüz. Bunları hoş görünüz. Size fazla bir hizmetim olmadı. Başı yoktur, sonu yoktur. Şu kitabı defterin ortasından elinizde iki üç yaprak var. Bu sayfalarda ifadesini bulan şu cüzi sunabildim, var ki hürmetler. Hepinizin gözlerinden öpüyorum” diyor. Evet. Bunun gibi Neyzen Tevfik’in yine hayatını bizzat Bakırköy Akıl Hastanesi’ne giderek bizzat kendisi yazar Hilmi Yücebaş’ın eseri bunlar. Ben tabii çok uğraştım, çok topladım. Bazı eskilerden şey yaptım. Neyzen Farsça’ya çok hakim. Dört dil bilir, Farsça’ya çok hakim ve yazdığı şiirlerde Farsça şiirler... Hatta cenazesinde Kolaylı diyor ki: “Bazı Farsça kitaplar geldi. Dedim ki,” diyor [00:23:00] şeye... burada ismini yazıyor, şimdi birden yanlış söylemeyeyim. “Ne işler var bunlar?” O da Farsça’ya çok hakimdi. İran’da tüm şiirleri okunur. Neyzen Tevfik de şu hatırasını yazıyor: Yazdığı Farsça şiirleri Sultan Mektebi’nin Farsça hocası olan Fevzi Efendi’ye götürüp okutup düzelttirirmiş. “Hani hocam bir yanlışlık vardı?” Öğretmen, “İsim” demiş. Bu Farsça yazıları o kadar düzeltilmiş ki, beni kızıyor çünkü baştan aşağı ağırmış, önüne çizermiş, alırmış, çizermiş. Bu tabii uzun uzun bu hikaye anlatılıyor burada. Ben size kısaca şöyle diyeyim. Bir de yine bir şiirini götürmüş Neyzen Kolaylı. Şiirini götürmüş, koymuş önüne Fevzi Efendi’nin. Hemen Fevzi Efendi daha şiirin başından başlamış [00:24:00] çizmeye başlamış. “Hocam bir dakika” demiş. “Ne oldu Neyzen?” “Ya size benim şiirim diye yanlışlıkla” diyor... Yüz plağının üzerinde, sağ olsun buradan selam gönderiyorum, İzmir Radyosu Türk Halk Müziği, kendisini buralarda misafir ettiğimiz Hüseyin Yaltırık Bey’in de imkanlarıyla eski TRT, radyo ve şeylerini inceledik, oradan belgeler aldık. 1903 yılına kadar başında sarık, arkasında cübbe taşıyan Neyzen’e, o zamanlar İzmirli Hafız Tevfik diyorlar ve bu yüz plağının üzerinde de “Neyzen Hafız Tevfik” yazıyor. Niye? Kur’an’ı hissetmiş, [00:25:00] aslında bir hafızdır. Onu da buraya bırakalım. Evet, benim dostlarım, birçok platformlarda elimde bulunan belgeler ve “Neyzence” adlı kitabımla, kardeşi Şefik Kolaylı’nın hazırlatmış olduğu aile seceresinde kökten dedelerimle kardeş çocukları olan Neyzen Tevfik Kolaylı’nın hayatını yalnızca sarhoşluğu, küfür şiirleriyle tanınmasının yanında, yeteneği ve tasavvufi yönüyle de incelenmesi hususunda, 1970’li yıllardan bugüne kadar ifade etmeye çalıştım. Bu arada babam Galip Anarat’ın emeklerine ve bana yardımlarına teşekkür ediyorum. Bir de kısaca, kısa kısa... Yarım saati geçirmeyeceğim çünkü tuttum kronometrede evde. Neler yaptık? Uluslararası Bafra Neyzen Tevfik Kolaylı Şiir Şölenleri [00:26:00] düzenledik. Yurtiçi ve yurt dışından gelen edebiyatçılarımız, akademisyenlerimiz ile Bafra’yı ve Neyzen’i konuştuk. Bafra ve komşu şehirlerimizde programlar yaptık. Okullarımızda Mehmet Akif Ersoy’un torunu Selma Argon Hanım’la beraber forumlara katıldık. Maalesef, maalesef diyeceğim burada, yine maalesef diyeceğim, pandemiden sonra çok faaliyetler eski anılarda kalıverdi. Bahane, pandemi bahane oldu. Herkes bizi bırakıverdi, edebiyatı bırakıverdi, şiiri, romanı, hikayeyi bırakıverdi. Bir bahane oldu. Hala pandemi bizde devam ediyor, edebiyatta hala devam ediyor. Burada bu tür sosyal faaliyetlere öncülük yapan, 19 Nisan 2019 günü vefat eden Naim Anarat’ı da rahmetle anmak istiyorum. 2009 ve 2012 yıllarında Almanya ve Fransa ziyaretleriyle [00:27:00] özel davetlere katıldım, Bafra’yı ve Neyzen Tevfik Kolaylı’yı anlattım. 3-6 Haziran 2015 tarihinde Tokat Uluslararası Kültür ve Sanat Günleri’ne konuşmacı olarak davet edildim, Bafra ve Neyzen Tevfik Kolaylı’yı anlattım. 2015 Aralık ayında Türk İşbirliği Koordinasyon Başkanlığı (TİKA) tarafından, Kazak Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Nazarbayev’in “Bir Amaç, Bir Hedef, Bir Gelecek” programı kapsamında Uluslararası Dünya Türklerinin şairleri, yazarları ve aydınları için düzenlenen Edebiyat Şiir Sanat Etkinlik Programı’na katıldım. O gruba başkanlık yaptım. Çimkent Üniversitesi’nde Bafra ve bizim Neyzen’i anlattım. Türkistan’da Ahmet Yesevi dergahında o sahada, Türkistan sahasında o sahaları kurmuşlardı. [00:28:00] Bizi çok muazzam karşıladılar. Orada da Neyzen Tevfik Kolaylı’yı anlattık. 16-20 Mart 2016 tarihlerinde Bafra Musiki Cemiyeti ve Bafra Balkan Türkleri Derneği ile beraber katıldığımız –burada Balkan Türkleri Derneği şu anki Yönetim Kurulu Başkanımız arkadaşımız burada, 16’sında gitmiştik– evet, beraber gitmiştik. Bafra’da mübadelede buradan Yunanistan’a giderek, orada Neon Yeni Bafra’yı kuran dostlarımızla birlikte olduk. Bafra’yı ve Neyzen’i anlatmıştık. 20-26 Ekim 2018 tarihlerinde Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi tarafından davet edildim. “Türk Dünyasının Manevi Birliği” konulu Medya Forumu’nda konuşmacı olarak katıldım. Bafra ve Neyzen Tevfik Kolaylı’yı anlattım. Şurada şunu okumadan geçmeyeceğim, müsaadenizle. Orada Türk Dünyası [00:29:00] Ekibi’nin ve Yesevi Üniversitesi’nin efendim ödülüne layık görüldüm. “Orta Asya’dır benim Anayurdum, Tüm dünyaya yurtlar kurdum. Uğradığım her yere Türk damgasını vurdum, Kanatlandım Allah’ın emriyle. Olacaksa dünyanın birliği, Nedeni Türk Dünyasının manevi birliği. Göçler başladı Anayurdumdan, Bunlar Uygurlar, Avarlar, Hazarlar, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Memlükler, Torunlar, Babürler, Altınordu benim Hanlarım. Gelin hep birlikte güç olalım, Olacaksa dünyanın dirliği, Nedeni Türk Dünyasının manevi birliği. İlahi bir emirle kuruldu Osmanlı Devleti, Altı yüz yıl dünyaya hükmetti, Getirdi adaleti. Sen ben yok, uyan artık [00:30:00] ey Türk Milleti, Adalet için kitlen ve kendine dön, Olacaksa dünyanın birliği, Nedeni Türk Dünyasının manevi birliği. Kazakistan yurdundan sesleniyorum sizlere, Türkiye’nin o zaman katılan devletler bunlardır: Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Doğu Türkistan, Gagavuzlar, Kırım, Türkmeneli, Çuvaşistan, Başkurdistan, Dağıstan, Bulgaristan, Hindistan, Altay, Tuva, Ahıska, İran. Türk’ün adaletine güven dünya milletleri, duyun bizi. Olacaksa dünyanın birliği, Nedeni Türk Dünyasının manevi birliği. Hak, adalet Türk’ün vazgeçilmez idealidir. Gördüğümüz, hedefimiz, yolumuz aynıdır. Gelin canlar, gelin kardeşler bir olalım, Selam olsun bizlere bu imkanı verenlere.” [00:31:00] Diyor ki: “Yurtta sulh, cihanda sulh. Olacaksa dünyanın birliği, nedeni Türk Dünyasının manevi birliği.” Beni ödüle layık gören Türk Dünyası ekibine ve üniversiteye teşekkür ediyorum bu arada. Yapımcı Fazilet Akarca ile Yönetmen Güngör Makar Hanımefendiler Neyzen belgeseli çekmek üzere benimle irtibata geçtiler. 27 Ekim 2023 günü İstanbul’da çekimleri yaptık. Bu çekimlerde... bakın öyle gençlerimiz var ki... Bu çekimlerde evini bizlere tahsis eden, Bafraşı, şu anda kısa dönem askerlik görevinde olan, İstanbul’da bizlere asistanlık yapan Yunus Kabaoğlu ile eczacı Enes Kabaoğlu’nun gözlerinden öpüyorum. Böyle gençlerimiz olduğu müddetçe Bafra’mızın adı nesilden nesile söz edecektir. 28 Ekim 2023 günü yine [00:32:00] Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’na davet edildim, açılış programında konuşma yaptım. Burada beni bırakmayan Bafralı derneklerine, Kolaylı derneklerine, Bafra’nın diğer derneklerine teşekkür ediyorum. Yine Tüyap tarafından düzenlenen Samsun, Bafra, Bursa, Ankara Kitap Fuarlarında Bafra’yı ve bizim Neyzen Tevfik Kolaylı’yı anlattım. Dostlar, burada yazar, şair, yayıncılarımız her platformda yakından şahit oluyor ve görüyorum ki önce Bafra’mızı anlatıyorlar. Gönüllerinizi hoş eden, hiç karşılık beklemeden bu gönül elçilerimize de selam olsun. Huzurunuzda, huzurunuzda beni her zaman destekleyen, kahrımı çeken eşime de teşekkür ediyorum. Çok sabırkâr bir adam. Evet efendim, evladım, haklılar. Kahrımı [00:33:00] çekiyor, ses çıkartmıyorlar. Evet, şimdi burada önceki konuşmam ile bir bağlantı kurmak istiyorum. Bizler edebiyata gönül verenler, yazar, şairler, gazete ve dergilerimiz var. Bu eserlerin yayınlanmasında, sizlerin bu eserleri alarak katkıda bulunması kadar doğal bir olay olmasa gerek. Öyle değil mi? Ya nasıl bu edebiyat nasıl nesilden nesile gidecek? Nasıl nesilden nesile okunacak? Bu haberleri nasıl alacaksınız? Biraz evvel Emin Hocam’ın anlattığı gibi, hep bizi hep zora koşarsanız hiçbir şey yazamayız. Anlattı, ne kadar güzel anlattı. Çok güzel. Değerli dostlar, bu güzel programı hazırlayan Bafra’mızın değerli gençlerine, başta Hakan Anarat ve çalışma ekibine, Bafra Tütün Müzesi Müdürü Sayın Canberk Yüce’ye... [00:34:00] Amca der, elimizi öper. Maşallah, başarılı bir arkadaşımız. Yine destek veren tüm genç zihinlere, tüm kuruluşlara, huzurunuzda tekrar teşekkür ediyorum. Devamını diliyorum. Türk Yazarları Dizisi Neyzen Tevfik adlı kitaptan Neyzen Tevfik Kolaylı’nın 1943 yılında yazdığı şiirle sizlere veda etmek istiyorum. “Türkçe’ye cüret ettimse affola.” Şimdi aslında bu şiirini, bu şiirini Neyzen Kolaylı’nın bende sesi var, konuşmaları var, Şefik Amca’nın konuşmaları var, kızının konuşmaları var. Bu çok belgeler var elimizde. Burada yayınlamak isterdim ama ben artık bu şiirini buradan ben takdim etmeye çalışacağım. “Istırabın sonu yoksan mı bu alemde geçer? [00:35:00] Ömrü fani gibi değil, dün de geçer, sen de geçer. Gam karar eyleyemez handeyi hümran da geçer, Derdi dil de geçer, bu sayeyi matem de geçer. Gece gündüz yok olur, anı dem Adem de geçer. Bu tecelli-i hayat aşina-i müşkül-ü ârını, Çağlayan gözyaşım yoksa bir cihan seli mi? İnleyen sazı kazanın acaba vay teli mi? Çevrilir dest-i kaderle bu şûûnu filmi, Ney susar ney dökülür, gulgule-i cle geçer. İbret aldın okudunsa şu yaman dünyadan, Nefsini kurtaragör nasil bir mafadan. Niyeti bir kat-ı aşkı cihan aradan, Önü yoktan... (Burada çok özür dileyeceğim bayanlar ve arkadaşlar) Önü yoktan son boktan bu kuruntuda davadan [00:36:00] Utanır gayreti gufran da cehennem de geçer. Ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne töre, Süremez hükmü bunlar yaşadıkça bu küre. Cahilin korku kokan defterini tanrı dürer, Marifet mahkemesinde verilen son hükme göre, Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer. Serseri Neyzen’imin aşkınla kulak ver sözüne, Girmemiştir bu âlem bu fani gözüne. Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne, Pîr olur, saat-i gül çehre bakılmaz yüzüne, Hak olur pir-i mugan sohbeti, hemdem de [00:37:00] geçer.” Hepimize teşekkür ediyorum. Vaktinizi aldım, hakkınızı helal edin. Soracağınız bir soru varsa... Herkesin çocuk bayramı da bu arada kutlu olsun. Büyük amcamız olan Hacı Hafız Mustafa Önder ve Muzaffer Amca da bizim amcalardan, aynı ikinci, üçüncü nesil onlar. Kurtuluş Savaşı’nda ilk ateşi yakanlardan. Bunlar Atatürk’le bizzat konuştuğunu, tanıştığını bana büyük amcam anlattılar. [00:38:00] Bir de bir resmini gördüm ben bu müzede. Heyetinin başkanımız büyük amcamızdan sonra ikinci nesil, benden sonraki torunlar sekizinci nesil. Hakan’a ve Canberk’e çok çok teşekkür ediyorum. Bizi bu arkadaşlarla buluşturdukları için. “Sevip de ayrılan sevgiliye, Anadolu çocuğu dedeler artık sevmiyor seni, Dileğim meşgul olman istediğinle. Eğer bir gün aklına gelirsem, benim için kafayı yedi deme, Öyle olur böyle olur gibisine. Sen sosyetik haklısın, gerçek bu, Ben Anadolu çocuğuyum. Elimde benek benek toprak lekesi, Alnımda buğrağım, durağım yorgunluk derecesi, Dilimde hiphop değil, [00:39:00] Anadolu havası, Ağırdır, bunaltır, istemeyerek. Oysa ki sana hafiflik gerek. Tabii anlayamazsın beni, ben Anadolu çocuğuyum. Anadolu neresi bilir misin sen? Havasını çektin mi çürük ciğerlerine? Suyunu değdirdin mi çatlak dudaklarına? Neyleyim ben senin soyun, soyun mahrum, Anadolu’nun garip sevgisinden. Benimse özüm, sevgim Anadolulu. Anlayamazsın beni, ben Anadolu çocuğuyum.”

Related Articles: