Emin GÜNAYDIN, Erkan YILDIRIM , Canberk UNCU, Hakan KARAALI Neden Edebiyat Günleri
Edebiyat Günleri
Hakan Karali (Moderatör/Tütün Eksperi)
[00:01] Fakat şöyle düşündük Bafra’da bu Tütün Müzesi’nde, eee ne yapabiliriz diye. Eee ve ilk başlığımızı edebiyat günleri olarak
seçtik. Köyde o gelene kadar kısa bir özet geçeyim arkadaşlar. Aslında buradaki mevzu şu: Bafra Kültür ve Turizm Günleri kapsamında
başlıklarımız var. Bafra’da böyle sosyal kaymalar var, eee işte. Yani haberlerde Ali Histan biliyor. Yani kötü günler oluyor, cinayet,
uyuşturucu falan. Gençlerin özellikle edebiyata olan ilgisini çekmek amacıyla konuşalım. Kentimizde doğduğumuz bir şey bizi
besledi, büyüttü. Eee 35 yazara ulaştık, şaire ulaştık arkadaşlar. Bu 35 şair ve yazarın içerisinde 26 tanesi burada olduğu için eee
kitaplarıyla katılıyorlar. Bu 26 tanesi de birbirinden kıymetli şair ve yazarlardır. Eee hepsinin kitapları basılmış, yayınlanmış ve ülke
geneline dağılmış durumda. Bunun yanında araştırmacı, eee tarih veya eee Bafra kültür eee hayatına desteği olan insanlar da var. Eee
temel şeyimiz şuydu: Tabii alacağımız yakında belki katılan olabilirdi ama eee ilk yaptığımız program olması nedeniyle Bafra
lokasyonunda kaldık ve bu Bafralı olan şair ve yazarlarımızla yol yürümek istedik. Eee bugün lütfen bir lokal bakış olarak görmeyin.
Eee çünkü Bafra’da yaşayan Bafralı olmayabilir ama Bafra’da yaşayan şair ve eee yazarlarımızı da davet ettik. Neden edebiyat günleri
yapıyoruz? Sorusunun cevabını böyle yarım saat içinde sizi sıkmadan arayacağız. Dediğim gibi biz edebiyatçı değiliz. Benim bir
kitabım var ama kendimi edebiyatçı olarak tanıtmam hoş olmaz. Ben bir tütün eksperiyim, tütün ticaretiyle uğraşıyorum. Eee
saygıdeğer Emin Hocam tarihçi, sosyolog ve eğitimci. Eee sevgili Erkan eee polis memuru ama tarih araştırmalarıyla belki de hiç
Bafralı’nın hani beklemediğimiz eniştemiz bizim çok büyük Bafra tarihine katkıları oldu. Erkan’a da ayrıca sizin turunuzda teşekkür
ediyorum. Çok büyük emekleri var. Emin Hocama bu kadar vakit ayırmadım dikkat ederseniz tarihçi olmasına rağmen. Eee sevgili
Can, eyvallah. Eee sevgili Can eee ev sahibimiz bizim ve burada doğdu. Büyükşehir’i temsil ediyor. Bafra Belediyemizin ve
Büyükşehir’in bir organizasyonudur. Eee neden edebiyat günleri yaptık, Emin abi?
Emin Günaydın (Tarihçi/Sosyolog)
[02:41] Evet, şimdi tabii. Yani aslında eee bu soru iki taraflı olan bir soru. Eee öncelikle tabii bugün burada kelimelerin, hayal gücünün
eee birbiriyle bütünleştiği eee bir atmosferde bir araya geldik. Bafra Edebiyat Günleri, edebiyatın ışığını taşıyan, kültürümüzü
besleyen ve bizzat bizleri birbirimize yakınlaştıran bir buluşma noktası oldu. Katılımınızla bu güzel atmosferi zenginleştirdiğiniz için
hepinize hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diliyorum. Aynı zamanda da tabii bu süreç içerisinde eee sürç-i lisan af ola yani eee
kullandığımız veya eee dilimiz süçerse affola. Sonuçta tabii eee şu noktadan aslında çıkmak gerekiyor. İşte Emin Günaydın olarak,
yani 51 yıllık Bafra doğluyum, Bafra’da büyüdüm, Bafra’da okudum. Bir Bafralı nedir, Bafralı nasıl olur, eee bunu gayet iyi biliyorum.
Ama bugün tabii bir tarihçi kimliğiyle ya da ne bileyim ben bir öğretmen kimliğiyle, bir eğitmen kimliğiyle ya da bir sosyoloji kimliğiyle
ne bileyim ben bir şeylerden bahsetmeyeceğim. Yani anlattığım şeyler eee öznel eee olacak. Yani beni bağlayan, benim fikirlerim
olacak. Tabii bu da bugünün temel nedeni de bir Bafralı olmaktan herhalde geçecek. Yani yazmış olduğumuz yazılarda ve yöntemde
hep nesnelleştirip bir şeye dayandırma noktası vardı ama bunun oradan çıkmayacağız tabii ki. Eee böyle bir durum var. Tabii yola
çıktığımız soru eee mihenk taşını aldığımız soru neden Bafra’da edebiyat günleri? Ben de diyorum ki neden olmasın Bafra edebiyat
günleri diye böyle bir durum vardı. Tabii buradan hareketle rahmetli Erol Güngör Hoca, eee bugün onun ölümünün eee yıldönümü,
“Türk Kültürü ve Milliyetçilik” eserinde kültür ve kimlik değişimleri üzerine kendisi önemli tespitlerde bulunur. Bir coğrafyaya ait
olmam, yaşadığım bir coğrafyaya ait olmam ve coğrafyanın gerektiklerini anlatmaktan bahseder ve toprak içinde barındırdığı ortak
kültürü oluşturur. İşte bizde de dolayısıyla da bu eee kültür kimliği açısından bir yerli olma ya da bir yere ait olma dürtüsü çok vardı.
Mesela işte oradan hareketle, Ankaralıyım, Çorumluyum, Bafralıyım, Samsunluyum gibi birtakım eee ifadeler ortaya çıkar. E tabii
insanlarda bir yere ait olma dürtüsüyle birlikte de eee algılar da farklıdır. Yani işte buradan hareketle Bafralı kimdir, Bafralı nasıl bilinir
ya da Bafralı olmak nedir gibi sorular sorduğunuzda ya da Bafra’nın toprağı nedir diye sorduğunuzda adam işte “Ben Bafralıyım”
dediğinde nasıl tepkiler alır? Dolayısıyla da 1978’lerde bir Sinop’a bir Bafra’yı sorduğunuzda çok farklı bir şey size anlatacaktır ya da
Bafra’nın içinde birine başka bir şey sorduğunuzda size farklı bir şey anlatacaktır. Yani yaşadığımız bu coğrafya, ekonomik olarak,
sosyokültürel olarak eee birtakım ögeleri oluşturan bir coğrafya. Bu da insanların kimliğinin şekillenmesindeki ana arterleri beraber
de tabii ki getiriyor. Tabii Bafra içeride farklı, dışarıda farklı eee algılan olabiliyor. İşte eee dolayısıyla da eee %99.9’unun eee köylü eee
noktasına dayanması ve dolayısıyla da eee köyden son süreçte kente eee göçün olması, işsizlik oranının artması, iş imkanlarının
olmaması, sanayinin olmaması gibi durumlar gibi baktığımızda Bafra ile ilgili algıların göçün vesairenin efendime söyleyeyim bu
kentin sosyolojisini oluşturduğunu görüyoruz. Tabii eee bu tabloya baktığımızda aslında memleket edebiyatı dediğimiz bir tablo da
ortaya çıkıyor. Yani sonuç itibariyle işte eee köylülük var, köylülükle birlikte üretim var, göç dalgası var. Dışarıdan gelen, özellikle tabii
ki şimdi buraya sorduğumuzda özellikle çok ciddi göç almış bir yer burası. Yani küçük İstanbul dediğimiz bir yer. Yani işte
Balkanlardan, Kafkaslardan eee gelen eee bir sürü köyler var, büyük köyler var. Hatta doğudan eee ve Güneydoğu’dan gelen insanlar
var. Bunların hepsini topladığımızda bu toplaya, bu tabloya baktığımızda Bafra’nın sosyolojik ve kültürel yapısı bir şekilde şekillenmiş
oluyor. Yani memleket edebiyatı dediğimiz bir edebiyatın nüvesi aslında buradan oluşmuş oluyor. Hani Ahmet Kutsi Tecer’i bilirsiniz.
Çok meşhur bir şey vardır, belki de ilkokullardan beri aklımızdadır: “Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür” işte. Yani
sonuçta böyle bir eee anlayışa işaret eden bir durum vardır aslında Bafra’da. Eee bu topraktan olma mesela işte herkes şeyi bilir,
anasır-ı erbaa’yı yani tabiatı meydana eden dört tane temel unsur vardır: Toprak, hava, su ve ateştir ve insan kendinde bunlardan bir
tanesi taşır. İşte bunlardan en önemlisi de bahsettiğimiz şey topraktır. Yani insan topraktan gelir. Dolayısıyla bunu kabul eder. Bu
toprağa ait olma hissiyatı vardır ve bu toprak insanı, bu coğrafyada var olan insanı çeker veya çekmez veya işte ilerleyen yaşında
tekrar kendi anavatanı veya coğrafyası bunu kendisini çeker tabii ki. Tabii Bafra gerek verimliliği açısından ve gerekse Allah’ın
bahşettiği imkanlar açısından öne çıkan bir yerdir. Yani şimdi düşünün, öyle bir memleket düşünün: İşte su kaynakları son derece
verimli, topraklar verimli. Yani bir, bir yerde, bir eee İzmir’de bir yerde bir muhabbet esnasında şunu söylemişti hiç tanımadığım İzmirlibir adam: “İnsanı ters ekiyorsunuz düz bitiyor” gibi bir ifade kullanır. E dolayısıyla da böyle bir coğrafyada bereketin olduğu, suyun
olduğu yerde tabii ki toprağa dayalı bir üretim var. Allah zaten bahşetmiş bunu ve ama tabii şöyle de bir durum var: Tabii ki böyle
verimliliğin olduğu yerde biraz da hırgür, biraz kavga, biraz dövüş, eee bunun gibi olaylar da var. Netice itibariyle de tabii ki Habil Kabil
meselesi gibi. Yani bu durum da var Bafra’da. Bu bağlamda Bafra, Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi edebiyatın belki de en
namzet adaylarından birisidir diyebilirim. Hani verimlilik, coğrafya, toprak, üretim, köylülük, eee yaşanan sosyal eee göçler, bu
göçlerin getirdiği kültürel değerler, hepsini topladığınızda müthiş bir altyapı tabii ortada ortaya çıkıyor. Hani mesela siz bakmayın
Kemal Tahir’in işte Çankırı Çorum’u anlattığına, Orhan Kemal’in Adana’yı anlattığına, Necati Cumalı’nın Susuz Yaz’ı anlattığına ama
dolayısıyla da tabii ki eee eğer bu yazarlar belki Bafralı olmuş olsaydı Bafra’yı belki anlatacaklardır. O zaman tabii şu akla geliyor: Yok
mu bizim hiç edebiyatçımız diye sorduğumuzda? Tabii ki var edebiyatçımız. E yok mu efendime söyleyeyim Bafra’nın bir hikayesi,
Çukurova’nın bir İnce Memedi’i yok mu? Var. E Bafra’nın bir İnce Memedi’i var mı? Var. Peki bizim İnce Mehmet, adı İnce Mehmet
değil ama Gökçekağaç köyünde ben yazdım bunu, Alim Mehmet var. Kim bu Alim Mehmet ya da İnce Mehmet kimdir? İnce Mehmet
işte aykırı düzensizliğe, haksızlığa baş kaldıran bir adamdır. Gökçeağaçlı Alim Mehmet de Milli Mücadele sırasındaki Gökçeağaç’taki
ağalara karşı gitmiş, ağalara karşı durmuş, eee Rum eşkıyasına karşı mücadele etmiş ve mevcut o bölgedeki o insanların gönlünde
taht kurmuş birisi. Yani dolayısıyla da bizde de bu tip hikayeler çok fazla ama tabii ki eee bunları anlatabilecek bir atmosfer acaba
Bafra’da oluşmuş mu? Yani biz bunu pek becerebilmiş miyiz? Böyle bir durum var tabii ki burada. Tabii şeye bakmak lazım. Yani işte
Bafra’da ben burayı çok eee aslında uzatmak istemiyorum. Yani topu direk size atıyorum yine. Neden Bafra’da eee dolayısıyla bunlar
yazılamamış ya da niye bunlar ölü kaldı vesaire? Bu sorunun tabii bir sürü cevabı vardı. Yani işte geçim kaynağı, ekonomik yapı diye
sorduğumuzda en büyük temel etken budur. Yani şöyle bir realite var: Yani burada yazarlarımız var, tabii ki onlar varken bana pek söz
söylemek düşmez ama genellikle işte eee tarımla uğraşan, çiftle ve çubukla uğraşan coğrafyalara baktığımızda orada insanların,
orada insanların eee edebiyata veya sanata çok fazla ayıracağı vakit söz konusu değildir. Çünkü her şey bellidir, her şey bellidir. Yani
sabah kalkarsın, tarlaya gidersin, tütünü kırarsın, ineği otlatırsın, öğlen eve getirirsin, sağarsın, tütün e kırmaya gidersin, dizersin,
akşam gidersin, yatarsın, kalkarsın. Dolayısıyla da tarım tarım toplumlarında ya da tarıma dayalı olan toplumlarda çok fazla geliştiğini
görmüyoruz. Ama tabii tarım toplumlarında şöyle de bir şey var eee benim gördüğüm kadarıyla, eee dolayısıyla da konuşmanın
başında da söyledim. Yani söylediğim şeyler nesnel şeyler değil. Bana ait olan şeyler, katılırsınız veya katılmazsınız. Tarım
toplumlarında, çiftçi toplumlarında genellikle şiir, güzel söz söyleme ya da ağır söz söyleme ya da ne bileyim ben hiciv, bu tip şeylerin
daha fazla geliştiğini biz çok normalde görüyoruz ama bir roman ya da nesir gibi şeylerin çok fazla geliştiğini göremiyoruz. Yani bu eee
Masal Aanson eee var biliyorsunuz eee MF’in eee gruplarından bir tanesi, bir hikaye anlatmıştı çok böyle benim eee hoşuma gitti.
“İlkel toplumlarda” diyor, “sanatçı” diyor “nasıl” diyor “ortaya çıktı?” diyor. Yani eee acaba nasıldı diyor “ilkel toplum”? Yani “sanatçı
nasıl oldu?” diyor. İşte eee bir topluluk yaşıyorlar. Topluluğun içerisindeki insanların bir kısmı üretiyor, işte tarlaya gidiyor, bir kısmı
başka bir şey yapıyor. Aralarında bir tane adam var. Adam hiçbir şey yapmıyor. İşte geç kalkıyor, onları izliyor, bakıyor vesaire, not
alıyor, bilmem ne yapıyor. Bunlar geliyor akşam yemek yiyorlar. Yemek yedikten sonra bu onlara şeyi anlatıyor, yani o yaşadığı o günü
anlatıyor. Bunlar keyifle dinliyorlar. “Ya diyor nasıl bir şey bunlar? Ne kadar güzel anlatıyorsun” vesaire, şu vesaire derken keyif
alıyorlar, zevk alıyorlar. Sonra tabii aralarından eee belli bir müddet sonra birileri diyor ki “Ya” diyor, “nasıl bir iş?” diyor. “Biz” diyor
“gidiyoruz, çalışıyoruz, çabalıyoruz. Bu burada yan gelip yatıyor. İşte güya işte bizi izliyor” vesaire. Diyorlar ki “Bundan sonra bu da
gelecek tarlaya, tapana ya da bilmem ne” diye tutuyorlar o adamı eee götürüyorlar şeye eee tarlaya çalışmaya vesaire. Tabii adam
yani bir gün, iki gün, üç gün. Ertesi tabii olunca bu sefer ne oluyor? Adam yorulmuş, ayak düşmüş, bitmiş, tükenmiş bir şekilde. E tabii
anlatmıyor. Adam anlatacak hali yok ki zaten. Zaten bitmiş adam ya. Dolayısıyla diyorlar ki “Ya biz nerede yanlış bir yerde bir şey
yaptık? Ne yaptık? Biz bizim sanatçıya kıydık, ışığımızı söndürdük, yok ettik. Bunun ne kadar değerli, kıymetli olduğunu kaçırdık.”
Dolayısıyla diyorlar ki “Sen bir daha bizimle ne yapma, gelme. Sen tekrar anlatmaya, konuşmaya devam et.” İşte Bafra’nın bu anlayışa
sahip insanlara sahip olması lazım. Yani bu sanatçıya sahip çıkacak insanlar. Evet, yani eee tabii ki şeyi de söylemek lazım. Yani e
üretimde vaktim geçerse Hakan Bey, beni uyarın. Biraz öğretmenlik hastalığım gelir, fazla uzatırım. Estağfurullah Hocam. Dolayısıyla
böyle bir durum var. Eee tabii yani burada işte eee Adana’da eee mevcut. E orada da tarım var ama oradaki tarım eee bir nevi
sanayiyle eee arka planda örtüşen bir sosyolojik yapı var ama Bafra’da öyle bir sosyolojik yapıdan bahsetmek pek mümkün değil. Yani
daha ziyade eee yaşamın döngüsü belli. O bir Çinli yazar var şu anda, Tuo Yuanyuan’ın eee diye bir eser var. Şu anda Çin’de yazılmış
bir köylüyü anlatıyor. İzlanda’da da yine yazılan bir şimdi yazarı aklıma gelmedi, eee Taşlar Üstünde diye bir eser yazmış, o da bir
köylüyü anlatıyor. Yani değişik dönemlerde köylü hikayeleri. Yani süreç hep belli. İki şey değişiyor, üç romanı da okudum. İki şey
değişiyor: Ölümde değişiyor ve savaşta değişiyor. Onun dışında doğa belli, tabiat belli, ne yapacağın belli. Dolayısıyla da kendine
ayıracağın çok da fazla bir zamandan bahsetmek de pek mümkün değil. Bir de ben tabii ki şunu söylüyorum: Yani Bafra, Bafralı insan,
eee hani bir ifade vardır ya, eee ölünün arkasından söylenir: “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun”. Yani ondan geldik, ona gideceğiz. Eğer
Bafralıysan topraktan kolay gelmişsindir, kolayla toprağa gidersin ve dünyanın belki de en kıymetli topraklarından birini ne yaparsın,
Bafra’da gömülürsün. Yani böyle bir tabii ki bizim özelliğimiz de var. Yani böyle bir durum da var. Toparlayacağım Hakan Bey, biliyorsun
“kısa kes” eee diye. Dolayısıyla da eee şöyle bir durum var tabii şimdi eee neden edebiyat günleri? Eee askerlik yapanlar bilirler, gece
eğitimi var oradan. İşte derler ki orada işte bir sigara yaktığında seni işte şu kadar kilometrede adam görür. Polis memuru varken pek
bunları anlatmaya düşmüyorum ama her neyse ve bu yasaklanır. Şimdi ben ya da bir kibrit çaktığımda bir yer ışır ve şöyle bir ifade
vardır, bu bir realitedir: Aydınlık her daim karanlığı yener. Dolayısıyla büyük anızlar yakmaya, büyük yangınlar yakmaya ya da onu
beklemeye gerek yok. Bugün burada bir ateş ya da bir kibrit yakılmıştır. Bunun muhtemelen devamı da gelecektir az veya çok. Yine
bizim Bafra’dan ya da klasik bizden, kendi içimizden örnek vereyim: Hani camilerde Cuma günü o kolinin başında bekleyen bir abi
vardır ya da biri vardır. “Az veren de çok veren de mutlaka versin” diye orada bekler, yılmadan tükenmeden. Ben de bunu böyle eee
düşünüyorum, öyle algılıyorum. Az da olsa, çok da olsa mevcut ortada yapılan bir durum vardır. Bunun devamı son derece önemlidir.
Tabii ki eee amel ve niyet meselesi vardır. Dolayısıyla da hani eee bugün belki aramızdan gençlerden birisi veya birisi der ki “Ya” der
“işte bir 40 yıl sonra ya da bir 30 yıl sonra kardeşim yılın birinde böyle bir edebiyat günleri yapılmıştı. Ne güzel günlerdi işte” ya da
“böyle başlamıştı” ve ne güzel şimdi belki de bunun devamı gelecek, çok daha büyük şeyler belki de yapılacak ve belki de üç kişiyebeş kişiye dokunabiliyorsak bizim için ne mutlu bize. Yani sonuçta eee bir eee siyasi bir makamın ya da ne bileyim ben eee
belediyenin veya kaymakamlığın veya ilçe milli eğitim müdürlüğünün, bana kalırsa çok net söyleyeyim, nesnel olmayacağını zaten
söyledim. Korktuğumdan bir şey söylemek istemiyorum yani alakası yok, korkmuyorum da bir şey olacağını da düşünmüyorum. Yani
hani dolayısıyla da hep bu Türk toplumunda, Osmanlı’da hep böyledir. Hep tavandan tabana doğru bir şey yapılmaya çalışılmıştır ve
halk da hep bunu böyle beklemiştir ama hiçbir zaman da bu başarılı olamamıştır. Yani işte buradan yukarıya doğru bir hareket
başlayıp da kent, kimlik vesaire, insanlar buna sahip çıktığında işte o zaman eee dimdik ayakta olacaktır. Dolayısıyla da yani eee
buradaki tablo da güzel bir tablo. Yani bir sürü yazar var, gelemeyenler var. E dolayısıyla bir şeyler var ama işte o bir şeyleri bir güç
haline getirip bir sinerji yaratmada mesele.
Hakan Karali (Moderatör/Tütün Eksperi)
[18:00] Yani artık tarladan çıkıp biraz da kendi vaktimizi kendimize ayarlamak gerekiyor. Şöyle arz edeyim, şimdi köy, köylü, yazar,
Çukurova, buralara değindiniz. Şöyle bir baktığımda İdris Abi Kolaylı, Celal Abi Akalanlı, Süleyman Abi Sürmeneli, Ali Abi Kolaylı,
Cemal Abi Kolaylı. Eee Harun Abim de benim dedemin hemşehrisi. Olacak, olmaz diye bir şey yok. Zaten Bafra doğurmuş
doğuracağını. Önemli olan enişteyi unutmak, doğurulan eserlerimizi halkla buluşturmak. Bazen de yazar kendisi için yazar, oturur
yazar. Stefan Zweig herhalde halk için yazmadı, çok genç öldü ama yazdı. Herkes bütün dünyada okudu. Eee Ruslar daha farklı, onlar
hep yazıyordu. Biz de yazacağız, biz de üreteceğiz ama önemli olan onu halkla buluşturmak. Özellikle arkada gençler görüyorum.
Onlardan iki çocuk yakalasak Bafra için çok önemli olur. Neden bir Yaşar Kemal Bafra doğurmasın? Katılıyorum. Evet, yani şöyle işte
eee hep söylüyoruz ya, önümüzde bekleyen en önemli şey delta ve üretim. Alakası her şeyi yetiştirdiğimiz yerde insan yetiştirmeyi
başarmamız gerekiyor. Yani en önemlisi bu. Eee sevgili Erkan, Bafra tarihine ilgini biliyorum. 55 yaşında bir Bafra olarak. Eee sana
teşekkür ederim. Eee çok farklı kapılar açtın bize. Neler söyleyeceksin?
Erkan Yıldırım (Tarih Araştırmacısı)
[19:30] Aslında neden edebiyat günlerini konuşmadan önce Emin Hocamın gaspettiği dakikalarımı daha verimli kullanabilmek için,
aslında malum, mesleki olarak eee biz buna şey diyoruz hani eee güveni kötüye kullanma adli bir konu ama Emin Hocam için onu
değerlendirmeyeceğim. Şöyle neden eee edebiyat günlerini eee düşünürken eee Alberto Mangel’in çok güzel bir sözü vardır. Çok da
hoşuma giden bir söz, onunla açılışı yapmak isterim: “Çoğu aşklar gibi kütüphaneye duyulan aşkın da öğrenilmesi gerekir” der. Eee
biz kütüphaneye aşkla bağlı olan insanlarız. Okumayı seviyoruz. Eee entelektüel bir çabamız var. Bizi buraya sizinle buluşturan sebep
aslında budur. Bunun için edebiyat günleri. Eee Walter Benjamin de diyor ki aslında evinde az buçuk eee kütüphanesi bulunan
insanlara hep sorulan sorudur. Bu soruyla çok karşılaşmışsınızdır diye düşünüyorum: “Bu kitapların hepsini okudunuz mu?” Celal
Hocam, size çok sormuşlardır tahmin ediyorum. Eee Walter Benjamin diyor ki “Kitaplar sadece okumak için değil, aynı zamanda
birlikte yaşamak içindir” diyor. Eee biz evet, kütüphanemizdeki bütün kitapları muhtemelen ömrümüz eee yetmeyecek onları
bitirmek için ama biz onlarla yaşamayı seven insanlarız. Eee buradaki neden edebiyat günlerinin cevabı da biraz burada. Eee biz
kitaplarla yaşamayı seviyoruz. Bizi sizinle buluşturan bu sebeptir. Şimdi günün birinde, eee ben Bafra’nın damadıyım, eşim Kolaylı.
Eee günün birinde biriyle tanıştım. Eee coşkun bir çabanın içerisindeydi. Eee tek başına mücadele ediyordu. Bir ürün ortaya koymaya
çalışıyordu. Bu şu an salonda zaten Ali Hocam, Ali Hak. Eee Ali Hocamın burada hakkını vermek gerekir. Halkevi Dergisi’yle
uğraşıyordu. Bafra Halkevi Dergisi, Altın Yaprak Dergisi. Bunu eee nasıl yeniden yayınlayabileceğini, Halkevleri’ni, Halkevi’nin yayın
organını nasıl insanlara yeniden hatırlatabileceğinin çabası içerisindeydi. Açıkçası yakın tarihe meraklı bir insan olarak eee köy
enstitüleri araştırmaları gibi eee yakın tarihin ilgi alanına giren şeylerde okumalar yapmıştım ama Halkevleri konusunda ciddi bir
araştırmam, ciddi bir çalışmam yoktu. Eee Ali Hocam bu noktada yalnız bırakmak istemedim. Sonra biz bir deryanın içerisine daldık.
Teşekkür ederim. Altın Yaprak deryasının içerisine daldık. Bu süreç çok yorucuydu benim için. Eee naçizane Altın Yaprak Dergisi’nin
tıpkı basımının editörlüğünü yaptık. Ali Hocam 40 yılını vermişti bu dergileri bir araya getirebilmek için. Biz hani eskilerin deyimiyle
kısa zamanda onu bir kitap halinde görebilmenin mücadelesini verdik. Bu sürecin en güzel tarafı, benim adıma eee en güzel tarafı o
çabayı gösterirken eee içerisinde karşılaştığım bilgiydi. Bu tarafından hiç bakmamıştım ama benim için o kadar öğreticiydi ki,
konumuzla ilgili bağlamına şimdi eee giriş yapacağım. 1928 Harf devriminden sonra Bafra’da kültür sanat anlamında eee yazılı
eserleri takip etmek için bir çalışma yaptığınızda karşınıza direkt Halkevleri çıkıyor. Arasında yayınlanmış 29 sayı yayınlanmış e
dergilerinde çok enteresan isimlerle karşılaştık. Celal Hocam o isimleri net olarak biliyor, ön sözünü de Celal Hocam yazmıştır sağ
olsun. Eee çok şaşırtıcıydı bu isimler bizim için. Eee ben bu isimlerden bahsedeceğim size. Şimdi Bafra’da Halkevi’nin kuruluş tarihi
24 Şubat 1933. Eee Türkiye’deki Halkevleri’yle eee aynı zamanda açılmış bir Halkevi. Eee dergiyi yayınlamaya Halkevleri’nin
açılışından 2 sene sonra başlamışlar. Öyle bir okul ki Halkevi, çok enteresan bir ismi karşımıza çıkardı. Eee 1941 ile 50 yılları arasında
Bafra Halk Evi başkanlığı yapan Necmettin Nesin’i çıkardı karşımıza. Necmettin Nesin, Kerküklü ünlü bir ozan. Bafra’da Halkevi
başkanlığını yapmış ve Bafra bu insanı tanımıyor. Necmettin Nesin’in biraz daha araştırmalarımızla devam ettiğimiz zaman çok
enteresan bir şeyle daha karşılaştık. Bafra’da yayınlanmış 3 tane eseri var, Bafra baskısı. Bugün Bafra’da kitap yayınlamak bile eee
birçok insan için hayaldir. Eee basılı halleri elimde görmeniz için getirdim. Bakın bu “Zaferden Sesler”. Hemen üzerinde Necmettin
Nesin Bafra Ortaokul Müdürü ve Halkevi e Reisi yazıyor. Basım tarihi 1943, Vatan Matbaası’nda basılmış. Bir kez daha görmeniz için
bu cildi artık dağılacak vaziyete geldiği için cilt yaptırdım, onun için böyle gösteriyorum. İkinci ve tabii ki ve inanılmaz, yani şöyle, eee
yazılı karneyle ekmek alınan kesinlikle hocam. Yazılı olarak eee takip ettiğimizi ısrarla üzerine bastırdım. Çünkü eee o dönem için
yazılı olarak takip edebildiğimiz eee eserler yalnızca yerel gazeteler ve çok da güçlü bir yerel gazete ağı var Bafra’da şaşırtıcı
derecede. Hatta bir dönem, Can, belki onu göstermişimdir. Eee gazetenin bir tanesinde şikayet ediliyor, diyor ki “Arkadaş Bafra’da”
diyor “beşinci gazete çıkacak. Bu nasıl bir gazete enflasyonudur?” Bu gazete isimlerinden de bahsedeceğiz yeri geldiğinde. Bu
Necmettin Esin’in atıl şiirlerinin vurulduğu “Atıl” eee kitabı, 1948 Vatan Matbaası’nda basılmış. Muhtemelen bu eserleri ilk kez
görüyorsunuzdur diye düşünüyorum. Ve üçüncüsü “Beyaz Yeleler”. Bu da Bafra’da basılmış, hemen 1942 Bafra basımı. O dönem eeeNecmettin Esin hem ortaokul müdürü hem de Halkevi başkanı. Yalnız şöyle bir şey var, burayı kaçırmamanızı rica ediyorum.
Necmettin Nesin 1941 ile eee 1950 arasında 9 yıl boyunca Halkevi başkanlığı yapmış. Eee bizim Altın Yaprak Dergisi’nin çıkma süresi
eee 1935 ile 37 arasında. Yani şöyle söyleyelim, eee Altın Yaprak Dergisi’nin yayınlanması tamamlandıktan sonra eee 1941’den sonra
Necmettin Nesin Bafra’da göreve başlıyor. Altın Yaprak Dergisi’nde Necmettin Nesin’in eserleri yok. Necmettin Esse’nin eee Esin’in
eserleri 19 Mayıs Dergisi’nde, Samsun Halkevi Dergisi’nde ve aynı zamanda eee Hikmet Sami Türk’ün babası Süleyman Türk’ün sahibi
olduğu eee asıl sahibi olduğu diyelim, eee çünkü isim başka biri gözüküyor, onun için yüksekokul olup bitirme şartı aranıyordu, Bafra
Sesi Gazetesi’nde eee çıkmış Necmettin Nesin’in yazıları. Sonrasında kimlerle karşılaştık Altın Yaprak Dergisi’nde? Mesela Kızılırmak
eee Ortaokulu başöğretmeni var, eee Fehmi Yekta Çubukçu. Bu ismi duydunuz mu bilmiyorum. Eee Altın Yaprak Dergisi’nde “Melek”
isimli bir roman neşretmiş. Sonra 19 Mayıs eee Okulu başöğretmeni var, Galip Naşit Arı. Onun da bir eseri var elimde, Samsun basımı
bir eser. Bunu da göstermek isterim. Bu tam tarihini de söyleyeyim lütfen size, 1946 Ahali Matbaası’nda basılmış, Samsun Ahali
Matbaası’nda basılmış bir eser. Eee çok ünlü bir folklorcu var, eee ilgi duyan insanlar mutlaka ismini duymuşlardır, Vehbi Cem Aşkun.
Vehbi Cem Aşkun’un ünlü bir kitabı vardır, Sivas Folkloru. Eee Vehbi Cem Aşkun’un eee “Türk Devrimi” isimli bir piyesi yayınlanıyor
Altın Yaprak Dergisi’nde. Sonrasında eee muhtemelen Celal Hocamın keşfidir diye düşünüyorum, eee şeyi ismi bizim için çok ilginçti,
Vedat Türkali. Vedat Türkali eee bir şiir yayınlıyor Altın Yaprak Dergisi’nde. Eee K. Demirkan’dı değil mi hocam? Yanlış mı hatırlıyorum?
K. Demirkan, kısaltma Kadir Demirkan olarak. Eee sonrasında Vedat Türkali’yi anlatmaya gerek yok zaten. İki tane dörtlüğü var, bir de
bir tane de çevirisi var. Çevirisi var, hayatında ilk defa yaptığı çeviri yayınlanmış. Mesela ben işte ziyarete gittik, ben İstanbul’dayız,
görüşüyordum. Hı hı. Eee dedi ki: “Oğlum” dedi, “benim ilk şiirim Bafra’da bir dergide yayınlandı. Bafra’da tek dergi Altın Yaprak
Dergisi var. O olabilir mi? Adını unuttum, lisedeydim” dedi. “Bulabilirsen çok memnun olurum.” Bende fotokopileri vardı, aslı yoktu.
Gönder eve baktım, buldum, tesadüf ettim. Dedi ki: “Bunlar şiir değil.” “Ben o zaman” dedi, “Eee şeye eee neydi eşinin adı, ben ona
aşıktım” dedi, “Öyle yazmıştım lisedeyken.” Dalgalan, dalgalan. Sonrasında eee inanılmaz eee derlemeler yapan bir öğretmenle
karşılaşıyoruz, Sefer Aytekin. Hatta Sefer Aytekin Halil değil mi hocam, kardeşiydi diye biliyorum. Sefer Aytekin’in Altın Yaprak
Dergisi’nde yapmış olduğu işte eee köylerde bildiğiniz folklor derlemeleri yapmış, manileri toparlamış, halk hikayelerini toparlamış,
inanılmaz yazıları var. Eee son olarak notuma da şeyi almayayım.
Emin Günaydın (Tarihçi/Sosyolog)
[30:17] Bir şey daha ekleyeyim, sözünü kesmiş olmayayım da. Estağfurullah. Eee şeyin Halil Aytekin’in bir de Samsun’da çıkarmaya
başladığı Yağmur ve Toprak Dergisi’ni sonra Ankara’da devam ediyor.
Erkan Yıldırım (Tarih Araştırmacısı)
[30:23] Hocam. Eee hatta o konuya çok girmedim, Emin Hocam da hakim o konuya. Sefer Aytekin’in eee aynı zamanda Samsun
Halkevi Yayın Organı 19 Mayıs Dergisi’nde de eee inanılmaz eee derlemeleri var. Bizim için çok özgün ve eee çok aydınlatıcıydı. Son
not olarak eee Necmettin Divitçioğlu’nu almışım. Necmettin Divitçioğlu’nun da Altın Yaprak Dergisi’nde yazıları var. Eee hocam çok
enteresan bir isim, çok enteresan bir isim. Eee Asya tarzı üretim tarzı eee teorisini duymuşsunuzdur diye düşünüyorum. Asya Tipi
Üretim Tarzı’nın teorisyeni Sencer Divitçioğlu’dur. Sencer Divitçioğlu’nun babası Necmettin Divitçioğlu.Emin Günaydın
(Tarihçi/Sosyolog)
[30:41] Hatta o dönem Türk Samsun’daki eee biliyorsunuz hocam, Çaltı Gazetesi’ dergisini çalıştınız siz. Eee Türkçülerin, Fetih
Tevetoğlu’ların eee buluştuğu bir kültürel ortam var. Eee Necmettin Divitçioğlu o masanın değişmezlerinden hocam,
değişmezlerinden. Eee milliyetçi yayınlarda eee inanılmaz pay sahibi. Allah rahmet eylesin. Evet, sağ olun hocam. Tabii o dönemin
felsefesiyle alakalı bir şey. Yani şimdi eee Cumhuriyet yeni kurulmuş, büyük bir savaştan çıkmışsın. Eee bir imparatorluk, yani çok
toplum yapısından milli üniter devlete bir geçiş var. Yeni bir toplum, yeni bir felsefe, yeni bir devlet, yeni bir cumhuriyet, yeni bir
toplum inşa etmen gerekiyor. Dolayısıyla bu inşada inşa malzemesi olarak neyi kullanman gerekiyor? İşte yani bunun en önemli ana
arteri eee Türkçülük eee arteri. Yani dolayısıyla da bu Halkevleri, Halkevleri’nin çıkardığı dergiler, köylere kadar gidilmesi vesairesinin
temelinde yatan büyük bir derya aslında. Belki Altın Yaprak eee daha az ama şey 19 Mayıs Dergisi’nin çok daha fazla bir şeyin
olduğunu görüyoruz. Yani aslında bugünkü Türk milletinin DNA’sına işlemiş ya da bizim DNA’mıza işlemiş cumhuriyetçilik dürtüsünün
veya duygusunun veya Türkiyelilik duygusunun temelleri ve bu devletin temellerinin aslında böyle ilmek ilmek işlendiği bir sürecin
eee yaşandığı bir dönem o dönem. Öyle bir dönem yani. Müthiş bir devrimliğin olduğu bir dönem. Bu vesileyle Mustafa Kemal’e bir
rahmet okuyalım. Halkevleri kuruldu, Anadolu’nun her tarafında yayıldı. O günkü sosyoekonomik şartlarda eee Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin her metrekaresindeki il ve ilçelere konuşlanarak, eee kültür olmadan, sanat olmadan bir ülke inşa edemeyiz felsefesiyle
eee start verdiler. Aydınla halkı buluşturdu, asıl önemli olan o. Kent entelijansıyla halkı buluşturdu. Bu noktada sevgili eee
patronlarımın dedesi Hasan Çakı’a da bir rahmet okuyalım ki kendileri de Bafra’nın çocuğudur. Eee ve Halkevleri’nin de
kurucularındandır, başkanlık yapmış, başkanlık da yapmıştır. Allah rahmet eylesin. Hocam izin verirseniz son eserle kapatalım.Erkan
Yıldırım (Tarih Araştırmacısı)
[33:00] Aslında bu eserleri buraya getirme sebebim eee yeni bir şeydi, eee yeni isimlerdi. Eee belki merak uyanacak. Eee buradan siz
de belki araştırma gereği duyacaksınız. Lütfü Aykanat. Bu da bakın eee Bafra’da basımı yapılmış eee bir masal broşürü, masal
broşürü. Lütfü Aykanat ortaokul Türkçe öğretmeniymiş bu arada. Bafra Ortaokul Türkçe öğretmeni. Bu eser de 1944’te Bafra’da
basılmış. Aslında Lütfü Aykanat’ın bir eseri daha var, “Ağlayan Geyik”. Hocam siparişini verdim, nadir kitaptan kargo teslim edildi diye
büroya teslim etmişler ama buraya yetişmedi. Eee biz bunun için buradayız. Umarım duyduğunuz şeyler yeni şeylerdir, sizin için
öğretici olmuştur. Amacımız buydu. Alana ilgi duyan beş kişi de olsa eee bizim için mutluluk vericiydi. Teşekkür ediyorum, çok sağ
olun.Hakan Karali (Moderatör/Tütün Eksperi)[34:07] Sağ olun, haseten size ben çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Sayın müdürüm, ev sahipliğine teşekkür ederiz. Çok sağ olun.
Ben teşekkür ederim. Bize açtınız buraları. Biz bizeyiz, yabancı yok. Öğrenci kardeşlerim bunalmasın, sıkılmasın. Onlar bizim
başımızın tacı. Onların inşallah eee gelecekteki eee vizyonları, bakışlarıyla daha iyi yerlere gelecek buna inanıyorum. İnşallah. Eee ne
dersiniz hocam? Neden edebiyat günleri yaptık?Can Berkay (Bafra Tütün Müzesi Sorumlusu)
[34:39] Öncelikle sizlere çok teşekkür ederim. Hakan Abi, “Abi” diyorum ciddi anlamda. Eee Yavuz Kabaoğlu, Hakan Karali, Erkan
Yıldırım ve aynı zamanda Emin Günaydın türevlerimizle beraber ciddi anlamda çok değerli bir çalışma ortaya koymak için Bafra Tütün
Müzesi’nin kütüphanesinde bir çay sohbetinde bu organizasyonu yapmak için can hıraş güzel bir çalışma gerçekleştirdik. Evet, neden
edebiyat deyince belki bir müzenin eee konferans salonunda, bir müzenin içerisinde neden edebiyat günleri yapıyor diye sorguluyor
olabiliriz ama asıl temel noktamız, e çok sevdiğim bir şairimiz vardır, Cevdet Şakir Çetinel. Harbiye Marşı’mızı da bizlere emanet
etmiştir. Şöyle söyler: “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız. Tufanları gösteren tarihlerin yâdıyız. Kanla irfanla kurduk biz bu
Cumhuriyeti, cehennemler kurdursa ölmezdik, yine yaparız” derler. Kanla irfanla kurulan Cumhuriyetimizin ilk temeli, 19 Mayıs 1919
günü Mustafa Kemal Paşamızın adımlarıyla Tütün İskelesi’nde atılır. Biz de dedik ki edebiyatımızın ilk adımları Bafra’mızda Tütün
Müzesi’nde atılsın. Bu heyecanı hep beraber paylaşalım. Değerli büyüklerimizle, değerli yazarlarımızla, değerli abilerimizle ve
ablalarımızla birlikte bu heyecanı sizlerle paylaşmak, bu heyecanı çocuklarımızla, öğrencilerimizle paylaşmak çok değerliydi bizler
için. Birçok paydaşımız bu noktada kentimizde bir araya gelmek için gerçekten e bağımsız olarak ciddi anlamda güzel çalışmalar
ortaya koydular. Bizleri yalnız bırakmadılar. Hepsi şu anda zaten önümüzde. Hepsi benim büyüklerim: Ali Hocam, İdris Amcam, Celal
Hocamız ve türevlerimizle beraber Cemal Hocamızla, herkesle, ismini sayamayacağım herkesle birlikte çok değerli bir çalışma
ortaya koyduk. Yaşayan şehrin, Yaşayan Kentimizin, Yaşayan Müzesi’nde çok değerli bir çalışmayla birlikte buradaki hedefimiz az
önce Erkan Abimin de dediği gibi 5 kişi de olsa, bir kişi de olsa kazanım sağlayıp edebiyat bağlamında, kültür bağlamında, tarih
bağlamında ve türevleriyle birlikte bunu gelecek nesillere aktarabilmek bağlamında ne yapabilirsek, hep beraber gelecek nesilleri
atamızın da dediği gibi muasır medeniyetler seviyesine getirebilmek için elimizden geldiğince sizlerin katkılarıyla güzel noktalara
getirmeye gayret ettik. Eminim ki daha güzel çalışmalar, daha heyecanlı güzel çalışmaları da hep beraber sizlerle birlikte ortaya
koyacağız. Bu heyecanı hiçbir zaman yitirmedik. Bu heyecanımızla birlikte de ve değerli büyüklerimizle birlikte de eminim ki güzel
çalışmaları ortaya koyacağız. İyi ki varsınız, iyi ki bizleri ziyaret ediyorsunuz. Çünkü bu şehir gerçekten çok kadim bir şehir. 7000 yılı
aşkın bir tarihi olan ve aynı zamanda burada bir tarım toplumu ve sanayi toplumuna geçiş süreciyle birlikte yaşadığımız o kültürel
enformasyonlarımızla birlikte bu noktayı elimizden geldiğince siz değerli ziyaretçilerimiz, siz değerli eee yazarlarımız ve şairlerimizle
birlikte güzel bir şekilde anlatmaya ve güzel şehrimizi de göstermeye gayret edeceğiz. Temel noktamız burada tütün ve tütün müzesi
içerisinde şairlerimizi gelecek nesillere aktarırken, aynı zamanda bir tane öğrencimiz dahi olsa onu burada kazanım sağlayıp bir
yazar, bir edebiyatçı buradan çıkartabilir miyiz? Ve aynı zamanda bu birliktelikle birlikte birbirimize neler katabiliriz? Bu çok değerliydi
bizler için. Ben bir edebiyatçı değilim. Bir antropolog ve Bafra Tütün Müzesi’nin sorumlusu olarak, bir antropolog olarak sizlerle,
edebiyatçılardan öğreneceğimiz, edebiyatçılarımızdan öğreneceğimiz çok şey olduğuna inanıyorum ve bizler de kendimizi bu
vesileyle geliştireceğiz. İyi ki varsınız, iyi ki bizlerlesiniz, iyi ki bugün burada hep beraber buluştuk. Yaşayan kentimize, yaşayan
müzemize bir şeyler kattığınız için, bizleri gelecek nesillere Mustafa Kemal Atatürk’ün de söylediği gibi muasır medeniyetler
seviyesine aktarmak için çaba gösterdiğiniz için her birinize ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum. Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin
gözlerinden öpüyorum. İyi ki varsınız. Konuyu çok fazla uzatmak da istemiyorum, çocuklarımız rahatsız olmasın diye. Çok teşekkür
ediyorum, iyi ki varsınız.
Hakan Karali (Moderatör/Tütün Eksperi)
[38:40] Can Bey, sen konuşurken benim anımızı okuyayım. Çok teşekkür ederim abim. Eee bir 10 dakika ara vereceğiz ama soru var
mı, abi?
Celal Hocam/Yazar (Konuşmacı)
[39:01] Soru değil de bir tamamlama yapmak istiyorum. Ya şimdi Bafra edebiyat bahsettiğimiz zaman, eee aklımıza gelmeyen bir şey
var. Bu toprakların çıkardığı Mustafa Kusta diye bir romancı. “Kızılırmak’ta Bir Bıçaklımak”, “Kızılca Kıyamet”, “Öteki Çocuklar” üç
romanı, bir şiir kitabı var. Gerçekten genç yaşta ölmeseydi, hani Yaşar Kemal Çukurova’sı diyoruz ya, belki de Bafra Ovası’nı
yazacaktı. O kadar iyi bir kalemi var.
Hakan Karali (Moderatör/Tütün Eksperi)
[39:35] Bizim devremiz Alişan’ı aradım. Sevgili İrfan’la konuştum. Eee “İrfan, kitabı yok abi” dedi. “Kardeşi” dedi “İstanbul’daydı, o da
vefat etti” dedi. Mustafa’ya sevgili Yavuz, kalbimizde bizim. Konuştum. Bir masada fotoğrafıyla çocukları kitaplarını getirirler mi diye
düşündük ama hatta Alişan’a da e bahsettim. Eee “Kitabı yok abi, biz edinemedik, bulamadık” eee ama Mustafa kalbimizde.
Fotoğrafıyla konuştuğumuz bir zaman şeydi, sevinilecek kadar. Belki kitabı... Ben yeni taşındım Samsun’a. Bakın bütün kitaplar... Ya
biz ulaşamadık. Hatta Alişan hatırlar, ben kendisini de aradım. Bende var hepsi var ama evet yani İrfan’a söyledim, İrfan bulur diye.
İrfan da “Abi” dedi “ben bulamadım çünkü basmak istiyorum” dedim kitaplarına.Can Berkay (Bafra Tütün Müzesi Sorumlusu)
[41:00] Yapmak isterim. Eee yakın zamanda kendisini de ziyaret ettik. Gördüğünüz üzere eee alanda tütün serüvenini anlatan
resimlerimiz var, yağlı boya tablolarımız var. Bu ismi eminim ki yakınen tanıyacaksınızdır: Eski dönemlerde Bafra’mızda doktorluk
yapan Doktor Çoban’ın oğlu Ceylan Çoban’ın hanımı Şeyda Gürsoy Çoban Hanımefendi’nin bizler için yapmış olduğu eee tamamıyla
Tütün Müzesi ve şehrimizin kent kültürünü anlatan, tarım ürünü, tarım öğesi olan tütünümüzü yansıtmak için yapmış olduğu yağlı
boya tablolarımızı da sergilemek istedik bu alan içerisinde. Keyif katacağını düşündük. Kendisini de bu vesileyle anmak istiyorum.Kendisi ne yazık ki aramızda değil, ufak bir rahatsızlıktan kaynaklı. Şeyda Hanım’a da çok teşekkürlerimi sunuyorum sizin nezninizde.
Çok sağ olun. Teşekkür ederim.












