Sıddık AKBAYIR-Samsun Sanat Atlası, Samsun Özelinde Bafra
Sıddık Akbayır: Evet. seyrettiğimiz elli beş sanatçının tamamı Samsunlu. Hakan Bey Hocam önce kendimizi bir tanıdı. Elbette tanıdığınlar var ismim Sıddık Akbayır on dokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğretmenim alıyım. Ee yayınlanmış otuzun üzerinde kitabım var. daha çok kent kültürü, kent kültürü ve biyograf alanında çalışıyor.
birçok filmde senaryo danışmanlığı yaptım. Din filminde en son Yavuz Bingöl ün başrolünü oynadığı Akif filminin danışmanlığını yaptım. Daha önce TRT de yayınlanan yeni güzel adam dizisinde danışmanlık yaptım. Sinema, edebiyat, kendi alanında bir çalışmamız var. Bu çalışmada iki bin dokuzda on dokuz Mayısın doksanıncı yılı sebebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi, Samsun Valiliği ve Samsun Büyükşehir Belediyesinin ortak büyük projesiyle elli beş nokta kuzey adıyla büyük bir kitap hazırladık.
Ee? tabii. Ee elli beş sanatçıyla hayatta olanlarla yüz yüze görüştüm. Olmayanların akrabasıyla birebir iletişim kuruldu. Onların dökümanlarını, belgesellerini topladık, bir araya getirdik. Ee? bu belgeselin gösterinin galası Istanbul da Kadıköyde Sümeyyet sahnesinde yapıldı ki o gün Kadıköy de trafik dordu.
Bu kadarını onur. Yani bir Bahçe nin gelmesi, bir Orhan Gencebayın orada bulunması, gerçekten onur vericiydi. gurur vericiydi. Böyle bir çalışma yapmıştı. Hakan Bey hocam böyle bir etkinliğimiz var. Ne yapabiliriz derken? Ben de çok sözler öde hocam bizim hazırladığımız bir belgesel var.
Onu seyrettirelim. Onun üstünde duralım. Onun üzerine konuşalım dedik. En azından buradaki birçok misafirimizin dostumuzn arkadaşımızın da bu ayda Samsun üç dediğimi duvar gibi oldum seyre derken ev ki elli beşte sınırlandır. Bunu beş bölümü ayırdık. Her bölümde on birisine yer verdik. Elbette ki Samsun un sanatın sanatçısı bunlar sınırlı değil.
Ancak tüm bilimsel çalışmalarda, sanatsal çalışmalarda sınır getirmediğimiz sürece hiçbir işin içinden çıkamazsınız. Mutlaka bunun yüzüncü yılı yüz onuncu yılı yüz yirminci yılı yapıldığında ikinci, üçüncü, dördüncü, elli beşin çıkacağını hepimiz biliyoruz. Bu arada tabii bu elli beş sanatçı içerisinde ilçelere göre dağılıma baktığımda birinci 1. sırada bafra var.
Evet, kimler bafralı? mutlaka böyle bir kimliği sorsam sizlerden de cevap verecek. Ama ben sizi yormak istemiyorum. Yekta geçelim tiyatrodan insan degil sinemadan neyzen degil müzikten ve edebiyattan Yıldırım Bekçe bilmemek ne mümkün. Çizgilerin ustası, Mesut Yavuzlu yeğenim yine çizer Şadi Dinç gerçekten Türk karikatüründe gizli bir usta, büyük bir usta.
Hatta Sevim Kora ya sormuştum. bu çizerler içerisinde en önemsediğiniz isim hangisi
bana çark etmiş hiç talep etmeden yine Ee Oktay Güzeloğlu Ismail Güneş ilginçtir. Akşam notlarıma bakarken Oktay Gizemoğlu Selme not alıyordum. Bir anda bir haber düştüm. Oktay Gizemoğlunu kaybettik. Ve ben de kendi hesabımdan paylaştığım, paylaştığım hesabı özellikle sizleri okumak istiyorum. Ne yazmış bu ruh halinde.
Ee şunları yazmışım. bugün saat on dörtte Bafra edebiyat Günleri programı için Samsung Sanat Haftası belgeselinin ardından Bafranın sanatçılarını anlatmak için hazırlık yapıyordum. Bu isimlerden biri de Oktay Güzeloğluydu. Notlarımı alırken az önce öğrendim ve haberini hayat artık galiba biraz da böyle televizyonlara baktım.
Hiçbir kanalda alt yazılara geçmedi. hiç bir sona kurarak verilmedi. Kimsenin umurunda değildi. Hayat gibi gençlik gibi bir anda aramızdan kaybolup gitti. Altmış dokuz yaşındaydı. Hem tiyatrocu, hem dondurmacı, hem meyhaneci, hem kısa bir yönetmeni, hem bitirim, hem menek uyru, hem çocuk babası, hem masum bir yavrucaktı.
Üstüne üstük Beyoğlu da gariban otopsi yapılmaz. sokak mobilyaları gibi keskin kitaplar yazmış bir araç vardı. Tiyatrocuydu yazardı, film yapımcısıydı, yönetmendi. Yaptığı işlerin sahibi oldukça zordu. Ama bütün bunlarisinde bir gariban babasıydı ve tam bir hayat adamıydı.
Kendisiyle de bu belgesini hazırlarken uzun sohbetimiz olmuştu. Kırgındı,kpüskündü. özellikle bu Bafraya Samsuna kırgın olup gitti. Sebepler çok derin ondan fazla da vefat etmişlerinin arkasından konusmak istemiyorum. Böyle bir özelliği vardı. Evet ben sizden sorular gelsin yoksa ben susmam. Estağfurullah.
İzleyici: Bu elli beşte sınırlandırılmış bir çalışma mı yoksa
Sıddık Akbayır: sınırlandırılmış.
İzleyici: O zaman burada olmayı da sizin bildiğiniz başka isimler varmı?
Sıddık Akbayır: Var. Şöyle elbette kitabın ön sözünde yaklaşık bir yedi sekiz sayda bu kitabın nasıl hazırlandığını, bu belgeselin nasıl hazırlandığını tek tek anlattım.
Ayrıca iki bin on dokuzda yüzüncü yıl dolayısıyla bir ajanla hazırlamıştı. Üç yüz altmış beş günde Samsung Büyükşehir Belediyesi hazırlandı. Ee Bafradayken gelen Büyükşehir Belediye Başkanımızın. ee özel isteğiyle hazırlandı. Orada da burada olmayan diğer elli beş sanatçının ismini verdik. Yaklaşık benim dosyamda şu an yüz yetmiş yüz yetmiş beş isim belirlendi.
Tabi ölçtüğümüz şu en az bir ulusal olması. Yani mutlaka hevesli arkadaşlarımız vardır, amatörlü çalışanlar vardır. Ancak ulusal bir yayınevinin çıkması. şiirinin öykülerinin veya sanatsal ürününün ülke çapında kabul görmesi, kursal dergilerde görmemiz bölge ölçütlerimiz oldu. Mutlaka her yazarın kitabı her arkadaşımıza her kardeşimize saygımız olsun.
Ancak bazı ölçütlerimiz olması gerekiyor.
İzleyici: Türkiyede şöyle bir çalışan var. O listenizde varmıydı?
Sıddık Akbayır: Listemde var tabi olmaz olur mu?
Fakat burada şöyle bu belgesi hazırlarken elimizdeki bazı nereye gideceğimizi belirliyor. Söz gelmiş ki gittin Levent Kırca ile görüşebildim. Arşivini alabildim. Fotoğraflarını kullanma şansım oldu. Erhan Şin defalarca görüştüm. Söyleşiler yaptım ki ileride bilmiyorum geç kaldık.
Başka bir nefret yapabilir. Elimdeki malzemeyi ben sergilemek istedim. Yani siz bir Orhan Gencay ile görüştüğünüzde Orhan Gencebay bütün aşimi elimde. veya Hen kocanın bütün arşivinde Ferhan Şensoy e yine hayat bu olmayanların birçoğunu akrabalarından işte akrabaları bana verdiler. Oysa ki belki bir de Samsun un sanatçıların bir müzesi olabilir, bir sergi olabilir.
Bunlar mümkün. Evet. Ee burada tabii. Ee şöyle Samsun nasıl bir şehirleri değil de Samsunu şöyle anlatıyorum diyorum Samsun diyor kapılar ve nehirler şehiridir. niye nehirler şehri dünyada aynı topraklardan çıkıp da aynı denize dökülen dört nehir var.
Diğer taraftan Türkiye topraklarından çıkan Yeşilırmak ve Kızılırmak, Samsun dan denizde yükür iki büyükmadan iki büyük ilçeler ve bu dört ırmağın şöyle bir seviği vardır Bütün semavi dinler kutsal dinler bu dört nokta dört nehir. Bu tesadüf değildir. Kapılar şehri de göç yollarını buluşma noktasıdır.
Yine ulusal kuruluşun ergen konumunu sayabileceğimiz on dokuz Mayıs birine çok değerlidir, önemlidir. Bu anlamda Istanbul, Ankara, izmir den sonra dördüncü sırada sayabileceğimiz en fazla yazar, şair, sanatçı çıkarabilen bir şehir. Yani siz televizyon, radyoları dinlediğinizde. yirmi dört saat Samsunu bir sanatçının ya besi, ya filmi, ya belgeseli ya gösterisini mutlaka belirsiniz.
Ismet dediğim saatçi birçoğu şarkılarını bilir, çok severiz. Fakat onun ismet dediğim saatçi olduğunu bilmeyiz
işte boş çerçeve Ee seven ne yapmaz. Bunların birçoğu ismet dediğimiz besteleridir. hizmetleri bir bestesidir ve Samsunludur. Bu anlamda gerçekten zengin bir coğrafyaya sahibiz. Bu arada ben Samsunlu değilim. Kent kültürünün şarip özelliği vardır. Akademisyenler kent kültürünü çalışırken o şehir biri o şehrin kültürü hakkında bilgi sahibi olamaz.
Çünkü nesnel bakamaz, nesnel bakılması için mutlaka dışarıdan bilimli olması gerekir. Ben Erzurumluyum. Fakat Erzurumun üzerine çalışmam yok. Erzurum için en iyi çalışmaları da Erzurumlu olmayan akademisyenler Erzurum da yapıyor. Bu anlamda nesnellik adına dışarıdan gelen daha rahat görebiliyor.
İzleyici: Sayın hocam hoşgeldiniz
sefa geldiniz. Ee çok aydınlatıcı bilgilerle karşı karşıyayız. bu çalışmaları yaparken maddi bir fırsatın olduğunu heplikte biliyoruz. Buradaki tüm dinleyici arkadaşlar kesmi biliyorlar bunu. Küçük bir dergi küçük bir kitapçık yayınlamaya kalkıyoruz da. başarı. sizin bu serüvendeki maddi durumu yalnız şahsınızla bu iş yetmez.
Çok kötü. Yani çok örene yetmez. Neler yapıyorsunuz? Nerelerden yardım alıyorsunuz? Nasıl bu işi başardınız?
Sıddık Akbayır: güzel bir soru. Şöyle güzel bir soru. Ee kitapla ilgili tabii terci benim bir söyleşi yapmıştı. Ben de istatistiklerle bazı bilgiler verdim. Söz kelime Ee Samsun özel idaresi sadece Istanbula gidiş geliş için yüz yetmiş iki kez bana uçak bileti almıştı.
yaklaşık şöyle bir otel biletlerini toplamışım. Hangi otelde kiminle görüşmüşüm nasıl kalmışım. Yani yüzün üzerinde otel biletim var. bütün bu masrafı Türkiye Büyük Millet Meclisi, Samsung Büyükşehir Belediyesi Samsun Valiliği karşıladı. Şu anki imkanlarla zannedersem bir beş altı milyonluk bir servet.
Yoksa bir hocanın bir memurun mümkün değil ki ben artık yazarlık anlamında profesyonel degilim. Şöyle profesyonelim yani yazdığım kitabı önce. diyelim. Üç gün, beş gün anlaşsanız. Hani çek malar yok. yüzdeli telepimi alırım. Kitap satımı ya da satımız benim dışımdaki bir şey ya o anlamda artık otuz iki otuz üç kitap olunca bu kitaplarda birçoğu yedi sekiz olması yapan kitaplar.
Bu anlamda sizin dediğinizi anlıyorum. Amatör olarak bakıp aşağıdan bakınca kitap bastırma mesele değil kitabı bastırdınız, parasını da verdiniz. Dağıtımı nasıl olacak? Satışı nasıl olacak? O nasıl oluşacak, Türkiyeyi nasıl dolaşacak? Yani Bafra da önemli olabiliriz ama pazarlamada temel bir bitki var.
Pazarlama çevrenin bittiği yerde başlar. Kim ki çevresine güvenerek kitap alırsa hem yayıcısını batırır hem kendisini batırır. Onun için şöyle pazarlama çevrenin bittiği yerde başlar. Böyle bir özelliği vardır hocam. Onun için çok kafa aşındırmak lazım. dergilerde görünmek lazım. Ulusal dergilerde yazmak lazım, isim olarak bilinmeniz gerekiyor.
siz projeyi götürdüğünüzde kimse sizinle pek muhattap olmuyor. Biri gelirsin. şimdi de yine Samsun ile ilgili çalışmalar hocamızın cümlesini bitirip şöyle sözgeri bizim Bandırma vapuru ile ilgili çok kitap yazıldı. Çok kitap yazıldı. Atatürk geldi Samsun da şunu yaptığı öncesinde topladığım hisse iki yüz kitap var. Fakat altmış altı saat yirmi dakikalık bir yolculuk var.
O geminin içinde neler yaşandı saat on iki on altı Mayıs Cuma günü saat on ikide şişli açıklarında karşı hazır bekleyen Burdan burada altıyı on dokuz geçe Samsun tütün iskelesine geldiğinde bu altmış altı saat yirmi dakikada neler yaşandı? Bu gün içinde ne olup bitti? Kaç yolcu vardı? yetmiş dokuz yolculun pek kimsenin haberi yok.
Şimdi elimizdeki çalış yıllardır onun yıllardır onun üzerine çalışıyorum ve bitti. Bitince ben bir yere götürmedim. Birileri geldi dedim. Hocam sizi yayınlamak istiyoruz. Şimdi o zaman kitabımız değerli oluyor. Yoksa ben dosyayı aldım. Ben bir kitap hazırladım. Efendim basar mısınız? Ne kadar değil dökerseniz dökün hiçbir aklım yok.
Siz bir iş yapacaksınız. belediye başkanı ya da vali gelecek. Hocam biz böyle bir çalışma yapmışsınız. Biz bunu yayınlamak istiyoruz. Dediği an işte o masraf falan herşey bitişiyor. Hikaye vardı.
İzleyici: Bir soru vardı
Sıddık Akbayır: Buyurun hocam.
İzleyici: efendim. A emekli grupların yetmiş beş yaşındayım. kırk üç yıl önce çalışmaya başladım.
Hiçbir deliyle de şurada buradan yardım görmedim. sizin anlatırken yani duramayacaktım. Saygısız olmasına bir şey değil. Yani bu yardım almanın sırrı ne? Yani ihtiyaç duyuyorum. Kendime yardım yapabilecek kadar. Ama o dediğiniz yetmiş dokuz yıl şunu bunu da yazdım. En son Atatürk Bafralı görüşsünler diye efendim bir kitapçı da Atatürk ün altı ay boyunca Samsuna gelişi Istanbul da kalışı gelişiminden efendim Samsuna ayak basışına kadar hepsini yazdım.
Hatta en son iki yıl önce burada. Ee yeni bir araştırmayı sundum. Araştırmacılara. O da şöyle siz de iyi ediyorsunuz madem söyleyeyim. Atatürk. Samsun a gelmeden önce yetmiş gün önce dokuz Martta silahlar toplanıyor. Iki gün önce ingilizler geliyor. Ingilizler önce iki gün sonra yüz asker geliyor. Silah yok.
Silah olsa Atatürkü karşılayan adamlar şey bir silah yok askerin elinde. silah olmaz mı? Orduda silah olmaz mı? Silahsız karşılıyorlar. Böyle bir durumda bu haftalar Samsunlar mücadele ediyor. Elbette ordumuzda var. Merkez ordusu buldu falan filan. Ama Buranın halkı direnmeseydi bu nemin çıkarılamayacaklardı.
Yani böyle bence önemli gördü şeyleri yazdı. en son yazdığım çalışmada fotokopisini Samsun da fotokopi sonra altı yüz elli liraya zor indirildi. O da devamlı çektiğim için bak sadece. hiçbir belediyeden hiçbir futdan sadece fotokopileri bir çektirsem yetiyor. On bin yirmi bin sayfa fotokopi masrafı benim emekli olarak masrafılaştırıyor.
Siz bunu sırrını bize de öğretirmisiniz?
Sıddık Akbayır: Sayın Hocam. Saygılarını sunuyorum. Şöyle pazarlamada ve şudur siz kimseyi bulmayacaksınız. Biri sizi bulacak hikaye. Yani ben kırk yıldır şöyle şöyle bakın hocam ben kırk yıldır yazıyorum. Kırk yıldır yazıyorum. Kırk üç yıldır ben yaz ve şöyle ulusal dergilerde yazıyor.
Yani yazdığım dergiler traşı yirmi beş otuz bin Türkiye de en çok satılan dergilerde yazıyorum. Bir dergi yirmi beş otuz bin satılıyorsa onu okuyan kişi yoksa elli bin kişi ailesini bir daha sizici görüyor. o büyük ay ve iletişim. diyorsunuz. O dergide sizsinizi göre bir daha şu derginin yazarım sizin kitabınız anması yok.
Bir yani yaptığınız çalışmada göz önünde olacaksınız parmak kaldırmadığınız sürece kimse sizi görmez. Önce bir defa biriler sizi bulacak. Sırra bu. Siz birilerini bulduğunuz an hiçbir şey yapamazsınız. Biri gelecek sizi bulacak. Hocam uzatmak istemiyorum.
İzleyici: Hocam hoş geldin. Murat. el kaldırmayınca görmezdiğince güzel. Evet, şimdi. Ee? bu isimler Türkiye ye mal olmuş isimler. sadece salt Samsun da doğmuş olmaları, onları Samsun yapıyor mu? Ya da onlarla az önce bahsettiğiniz söyleşiler, röportajlar yaptık, görüşmeler yaptık. Ee onların Samsunlu olduğunu hissettiniz mi?.
Ben mesela saymış olduğunuz isimlerini. şu anda Türkiye ye var olmuşlar. Mesela Bafra üzerinde konuşayım burayla bir bağları yok. Kırgınlıkları, küskünlükleri olabilir. Ama mesela buradakilerin birçoğu buranın yerli insanları akrabaları üzerinden duyarlar. bir okula yardım yaparlar. Ne bileyim bir açılışa destek konurlar, bir sosyal, siyasal konuların düşünceleri, fikirleri vardır.
Ama saymış olduğu isimlerden ben kendi nezdinde belki de yaptıkları vardır. Ama hani mesela Orhan Bey in bir girişli hukum girişinde bir okulunu görürüz. özetinde belki vardır ama mesela Samsun da yılda iki kez bayramdan bayrama gelir mi. Mesela Allah selamet versin Hikmet Sami Bey buralıdır. Adalet Bakanı bu yolun dışında siyaset ama her yıl gelirdi buraya.
En azından iki bayramda burası yerliler giderdi. Biz de allar derim ki Bey bir bakanımız var benim. Yani onların sadece Samsun un doğumlu olmaları mı yoksa buraya gerçekten bacağı.. .
Sıddık Akbayır: sorularımızı çok iyi anladı ve aynı soruyu ben elli beş kişiye sordum. cevap şöyle ilginç cevaplardan ben örnekler vereceğim.
Bir söyleşi yaparken bana dedi. En son yirmi yıl önce Samsun dan biri gelip de siz Samsunluymussunuz. Sizinle bir söyleyiş yapmak istiyorum. Yirmi yıl sonra siz beni nereden buldunuz? Yani Samsun da kimse onları Ögretmemiş, yanına gitmemiş, uğraşmamış. Hatta öyle şimdi kitap yayınlandığında Cumhuriyet gazetesinde bir haber yaptı.
haberin başlığını şöyle verdiler Vay be bu da mı Samsunluymuş demiş. iki bin dokuzda Samsundaki bütün Samsunluları tanıyor.. Ne bir etkinlik yaptı. Bu arada belediyelerde danışmalık yaptı Yusuf Ziya Beyin danışmalığını yaptı.yaptım. Bu anlamda Samsun kültürü için çalışmalarımız zordu.
Yarın siz onların yanına gitmeden onları önemsemeden ben Samsunluyum diye sanatçılar koşup gelmiyor. Bu anlamda özellikle Bedrinin mektupları var. Yazarlardan şunu istedim sanatçılardan hayat gelip geçiyor. Lütfen bana e mail de yazmayın. Mümkünse el yazınızla bana cevaplarınızı yapıplarınızı el yazınıza yazar mısınız?
Bunların hepsini saklıyorum. birebir. Hatta Bedri Bey in ee mektuplarını kitapta da yayınladım. Bafrayı çok güzel anlatır mektupların da bu anlamda onların da kırgınlıkları var. Sadece haklısınız. Yani şöyle karşılıklı değilde karşılıklı şöyle yani mesela...
mutlaka belirlen isimler çok değerlidir, çok önemlidir, çok saygındır. Fakat bir Şahi din çağrı bulunmanın Şahi din çağrı Türkiye de karikatüre yazısız karikatüründır. Yani bir şahi din çağrı çıkardığınızda Türk karikatüründe gerçekten çizgisinde büyük bir eksiklik olacaktır. Ama Bafra bunun farkında değil.
Kültür müdürlüğü bunun ne kadar farkında? Milli kurulu ne kadar farkında? Bedir Bey, Mesut Yavuz Bunların ne kadar farkında. çok büyük bir tiyatrocu. Burada bilim bu insan gelin Bafra da bir sinema oyuncusu.
Şu an seksene yaklaşan yaşıyla Basra da bir kitap var. Bu kitapları da benim de yardımım oldu. Düzenle o kitabı dolaşiyor şu anda. Acaba bir yanınız Bafra çağırla bir söyleşi yapılabilir? Bir geceye bir yardım gecesi bunlar olabilir şey karşılıklı. Yani sorunuza çok haklısınız. Ee sanatçılarla da birebir konuştuğum için onlar da şeyimize sahip çıkıyor diye bir serserişleri var.
Karşılıklı geliyor. Yani biz onlara yaklaşıyoruz onlar da bize yaklaşsın. Ha? Bazılarında da çok umurda organları da var işlemde onu da söyleyeyim. Yani tam Samsun da doğal bir çocukla burada geçmiş ama Samsun da Samsun olmayı unutmuş insanlar var işlemler. Evet. Ee? biraz sohbet edelim. Ben anlatıcıdan ve de mutlaka sanat ve sanatı biraz konuşalım sizinle sorularınız gelirse daha rahat.
Benim anlataklarımdan ve de sizi duymak istedikleriniz daha değerli. Hocam buyurun.
İzleyici: En iyi çekici ankton nedir?
Sıddık Akbayır: Bir şey zor bir soru. pek düşünmemiştim bunu şöyle Ee Samsun a geldim. Ee iki bin bir yirmi sekiz Aralık ta göreve başladı. Yani yirmi dört yıl olmuş. burada Yıldıray Çınar ı sordum ya dedim Yıldıray Çınar dediğimiz Samsunlu Türkücü var.
on insandan sekizi bilmiyor. bakın ilginçti. Araştırdım. Kimdir, nedir ne değildir. Kimseden haber yok. En son bahsettiler ya dediler. Ee Gazi Caddesi onun bir yeğeni var. Ahmet Hakan Dilek spor yazarı. Onun aracılığıyla demeyi buldu. siz dayınız öyle mi dedi. Dayın burada dedi. A konuda yazdığında hasta.
Peki görüşme şansın var mı? yok dediz. Kimseyle görüştürmüyoruz. O halinde kimseyle muhatap olmak istemiyor, ikna ettik. Anladım. işte gittik yazdığında kimseyle görüşmeyen beş dakikadan fazla kimseyle görüşmüyor. Kört üstü yatıyor. Sadece nefes alabiliyor konuşabiliyor ama hareket edemiyor. Burak Bey eo kadar ilginç sorular sordum ki bu iyince dedi.
Dersime çok iyi çalıştım. Yeni çağırdı. Benim dediği ne kadar fotoğrafım varsa, ne kadar belge varsa, ne kadar gazete varsa hocaya teslim ediyorsunuz. Hoca yazacaksa benim hayatım hoca yazsın. Kimsenin yazmasını istemiyorum. Bu anlamda işte bunun gibi şöyle hayatı olmayanların akrabalarının ayrıntılar var ama hayatı olanların hepsinin söz gelimi altı sayı bana bir belki çok benim için değerli yine Ee herhangi şeye Istanbul da ses Tiyatrosu nun kulisinde oyundan önce işte yarım saat var.
Yarım saat içerisinde yaptığımız bir söyleşiyim. Ses kaydı yapabilir miyim? Tabi yapabilirsin. Orhan Gencebayın ofisinde gelenini gideni gözlemliyorum. Orhan Bey dedim siz gün hikayetinize lütfen devam edin. Ben sadece gözlemleyeceğim. ilginç. Mesela benim için ilginç şeylerdi. Bunlar anekdotlar ama Yıldıray Çınar benim için daha değerli göre Ulamadığım anekdotlar.
Buyurun
İzleyici: hocam Yıldıray Çınar dan bahsedince Çarşambayı sel aldıyı biliyoruz. diğer sanatçıların ne kadarı acaba bu coğrafyadan sanatları beslenmiş? Bu konuyla ilgili bir testinin olmayan hikayelerinde, şarkılarında, şirlerinde, oyunlarında, bu coğrafyadan bahseden ya da bunun üzerine bir bunu yapan sanatçımız var mı?
Sıddık Akbayır: Ee şöyle iki isimden bahsedeceğim. Biri Ismail yönetmen Bafralıdır. Ee tanıyan bilen önemli filmleri vardır. Ve bütün filmlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak Samsun geçer. Oran Gencabayy ın dört filminde mekan olarak Samsunlardır. Özellikle bin dokuz yüz yetmiş beşte. Hülya ile beraber tam Cumhuriyet Meydanından geçerken Hülya camdan bakar Orhan Samsun ne kadar değişmiş yine başka bir filmde Orhan Gencebay kısa süreli hapis yatmıştır.
Hapishaneden çıkar, iftiraya uğramıştır olduğu gibi Ee saathanede sokakları dolaşırken Orhan Orhan diye sarılırlar. Bu anlamda hatta şu yapılabilir benim kafamdaki projelerden biri Türk sinemasında Yeşil Çamla Samsun Ismail Güneş de vardır bir. Orhan Gencebay da vardır iki.
Bunlar vardır. Hatta bazı oyunların bire bir prömiyerimiz var Çarşambada yapmıştır. Şöyle söyleyeyim Ee Ferhan Şensoy un Çarşambaya sahip çıktığı kadar bu dokuz isimden Bafraua sahip çıkan olmamıştır. Ee bu Hakan Bey
İzleyici: Hocam Bedriyle la görüşme fırsatımız oldumu. elbette. Oradaki Bedri Bey işlerini anlamak istiyorum.
Sıddık Akbayır: Şimdi Bedri Bey ile iletişimi için yapıldı? Ee
bir beyefendiyle tanıştım sağ çek çekilde sözünü yıl önce. bir başka arkadaşın aracılığıyla iletişim kurup Istanbul a gittik zaten yazdığı şöyle bir altı yedi ay Bodrumdadır. belirli ayı, hatta bazen çizimleri falan Bodrumdaki evinde yapar. Beyoğlunda iki üç kez görüşmemiz oldu.
Ses kayıtlarını yaptım, görüntü kayıtları var elimizde tam anlamıyla bir beklendi. Çok kibar, çok düzgün konuşan hareketli yani karşısızdaki insanın inceliğiyle mahcup etti dediğiniz şeyi gör. Yani hani bazı insanlarda var. Saygı duyarsınız hiçbir şey yapmaz. havıyla hareketiyle, jestiyle mimiğiyle duruşuyla.
O kadar kibar bir insan. Bu anlamda özellikle mektubundan şöyle Bafrayı anlattı bana. Bakın bunları anlatırız dedim. Şu an siz saygı yanımda lütfen dedim kalıcı olması bakımından Bafra ya bir mektup yazar mısınız? Bafra yazdığı mektubu da ee Heyle paylaşmıştı sayfasında özellikle dört sayfayı paylaşmıştı ve belli bir dönem Bafra dan.
bir zamanlar Istanbul a gidip de yurt bulamayan öğrenci, iş bulamayan birilerinin elinden geldiğince birinin döndüğünce gerçek anlamda dost arkadaş olan yardım eden birisi. Böyle bir özelliği var. Ee son günlerinde bir karşılaştık hastalığından önce Ee fazla konuşamadım. Yani bir baktım hocaya yormak istedim.
Bu gerçekten iyi bir insan, önemli bir insan bu anlamda ee bir gün eğer bir fırsatım olursa elimdeki bütün belgeleri bile bir açmak istiyorum. Onların el yazılarıyla, fotoğraflarıyla karalamalarıyla sözlerini ben port yazmışım. Lent Hocaya göndermişim. Lent Hoca bir telefon açtı. Hoca dedi. Sen ne yapmışsın?
Eleştiri yazmış işte. Şöyle saygınlığım vardı. Hocam o kadar vardı. Şunu yaptım, bunu yaptım. Belli bir noktaya geldim. Bir insan kendisi niye bu kadar harca siyasi de bulaşmasaydı diye bir not yazmışlar. ya işte hoca onları niye dedin? Türkiye ye gidiyor şu oluyor, bu oluyor dedim. Bakın sizin dedim sanatını hatırlanacak, tiyatroların hatırlanacak.
Ama siyaseti lütfen siyasetçilere bırakın. Onlar yapsa siz yapmayın, siz sanatınızı uğraşın öyle küçük bir tartışmamızı oluştu. Ama kendi seyiri o benim kitaptan çıkartıyor. En azından ee içim rahat.
Evet böyle bir sohbeti yaparım istiyorum da ayrı beyefendiler soru soruyor. Hanımefendilerden sonra gelmiyor.
hocam buyurun lütfen.
Gülseren Aktaş:
Bir öykü gününde öykü gününden sonra beniminden sonra istanbul kitap fuarı. kitap fuarına geldiğimde benim büyük bir ateşim vardı. Üzerinde doğum tarihim ve bafra yazılıyor. geldi. Dedi ki şöyle bak kız daha gencim o zaman iki bin on beş falan. Bak sarı kız dedi. Sen Bafralı mısın? Dedi. Bafralıyım dedi. Fuar çıkışında benim yanıma geldi.
yanına gidene kadar o gitmişti sonra. Istanbul da dört boyutlu bir resim sergisinde karşılaştık. O kadar kalabalığın içinde gel ama bana hep sarışın küçük kız diyor. Boyumdan dolayı diyordur. Belki yaşım var ama küçük kız diyordu. gel bakalım dedi. Sen benden hiçbir şey istemiyorsun dedi. Ama dedim, Ben bir şeyi istemiyorum.
sadece sizinle sohbet etmek istiyorum. Hiç derdin yok mu? Dedi. Şöyle düşün Yok benim bir derdim yok dedim. Yani çözebileceğim bir problemde yok. O zaman dedi. Seninle bir yemek yiyelim, boğaza gidelim mi dedi. Ama kısmet olmadı. Ben dedim kitap fuarındayım yani sabah bir fuara gideceğim. Ne zaman gelirsen telefonu bende küçük bir de notu duruyor bende Ee küçük sarı kız diye yazmışım.
başlığına da
böyle bir hatırlatma böylesi ince bir insanı gerçekten şeyden özgeçmiş herkes görüyor. Kocaman bir ateşte. Herkesin gördüğünü bir tek.
İzleyici: Hocam.
Bafralı sanatçıların çocukluğu ile Bafranın bugünkü
işte sizin. çalışma yaptığınızı karşılaştırıyorlar. Biz eskiden böyle kesinlikle şimdi böyle...
Sıddık Akbayır: hocam hepsinde var. Özellikle Bedir. Bedirin cocuklugunu anlatıyor. İsmail güneşin çocukluğu var, insan dediğimiz. muhteşem. ve şöyle hatta iyi bir öykücü, iyi bir romancı. Sadece bu dokuz sanatçının çocukluluğuna bakarak Bafraya yazabilir. Hatta şöyle yani kendi kültürü bakımında biz ee bazıları soruyla bağlanıp konuşamadığı için biz nasılız?
Teknik olarak çok iyi değil. Müzikler de çok iyi değil. Görünüyorlar da çok iyi değil. Asıl aradığımız ve aradığımız mekan, zaman ve duygu. o mekanlar Istanbul un eski Istanbul u seviyoruz. Eski Bafrayı seviyoruz. Orhan Gencebayın filmlerini bazen sevince Samsun nereden nereye? Samsung Ee heykelden Cumhuriyet Meydanına geliyor.
Haklana kadar boş üniversite daha iyi olur. Filme bir bakıyorsunuz sahip. Bu anlamda biz ee filmlerde o zamanı ve mekanı arıyoruz işte var da güzel bir dizi çocukluğumdan bir ben kaldım diye gerçekten. bir de çocukluğumuzdan ya da yeşil çamdan bize kalan zaman ve mekandaşın fili hepsinde bir çocuk avesem var.
Bafra evasem var. Bir de şu an oturyor Bafranın gerçekten bin dokuz yüz yetmişli seksenli yıllarda Türkiye nin en zengin, en gelişmiş on beş yirmi yıl için bundan bir bahsediyor. gerçekten Bafra yani sanki Samsun un dışında bir şehir gibi algılandığı dönemde. Ama şu anki tütün, tütün müzesi.
kitaplarımdan biri de tütün ve kolay üzerine bir kitaptır. Orada da tütünle arabeski kolayla ee pop müziğini anlatıldı. Orhan Gencebay, Müslüm Gürses Türkiye nin elli yılın popüler kültürü ve arabesk kültürün gelişimin değişimini anlattığım bir şey tütün beni fazlası ilgilendirir.
Hatta geldim. Ben herşeyi bıraktım müzeyi. Yani santim santim kare kare dolaştım. Daha harika müze çok sevdim. Çok beğendim bu arada. Yani gerçekten Bafra için müthiş bir kazanım. Evet. Ee hepsi çocukluğunu arıyor. hepsi çocukluğunu arıyor ve eski Bafrayı arıyor. Bizde Evet, öyle bir şey. Evet. Ee soruların bir sohbet edelim.
Ben bizim konuşmamız daha çok ben Hakan Beye de söyleyeyim Hakan Bey dedim. Biz dedim sizlerle sohbet etmeye geldim. Yoksa konferans vermeye değil, sohbet edelim. Buyurun hocam hocam
İzleyici: ikinci tura geçtik diye düşündüm.
Şimdi bir atışımız var bizim hafta sonu arkadaşımızın
şey yaptık. Ne koyalım işte. Bence kızılırmağı koyalım. Çünkü tüm hikaye aslında.bahsettiğiniz ilgiyi ile yaptığımız bir alıştı ve orada Avrupa kültür ve turizm günleri başlığında müzik, tarih, iversel sanatlar, yöresel lezzetler gibi. planladığımız bir site var. Bunun ilk edebi yaptı. Şimdi bu bağlamda bu konuyu biraz açmanızı ve ondan da istemenizi istiyoruz.
Yani bu işte nehirlerin ee aynı zamanda sadece toprağı değil, kültürü de nasıl beslediginide...
Sıddık Akbayır: şöyle yani gerçekten dört semavi din. Bakın dört ırmak arısına geliyor ve bütün önemli bu kitaplar bu dört ırmak arısına yazılıyor. Bütün büyük şairler dört ırmak arasına çıkıyor. Bu nedir? Mesela bir Sezai Karakuş bilmiyorum.
Okuyabildiniz mi bir Sezai Karakuşa baktığınızda besleyen bir kaynaklar var. Ahmet Haşim den besleniyor. onlarda Bafrayı anlattılar. Bir su gazitesi tesadüf değildir. Bir Ahmet Haşimin çöller ve göller şahir olması tesadüf değildir.
Biri Fırattan beslenir, biri Ticreden beslenir, biri zazadır. Ee Tunceli Erzincan ırsı, biri Diyarbakırda. Hatta şunları karşılaştırırken bir konferansa bahsetmiştir... Bu anlamda ırmakların kardeşliği burada bakıyorsunuz yani tamam.
Samsun on yedi ilçe bana sorarsanız Samsun iki ilçe. yeşil ırmağın döküldüğü çarşamba kızılırmağın döküldüğü Bafra. Bunların ikisinin diğerleri her yerde var o ilçelerden.
Fakat değerli olan bunlardır. nehirler su. Çünkü insanlık için Su medeniyettir. Su hayatın başlangıcıdır. Suyun olmadığı yerde hiçbir şey yok. Kuşta olmaz, cennette olmaz, hiçbir şey olmaz. Hepsi suya bağlıdır. Suyun olmadığı yerde hayatta yok. Suyun olmadığı yerde medeniyet de yok, inançta yok. Bu dört semavi dinin gelmesi beni fazlasıyla ilgilendirmiştir.
Yani hiçbir ırmağın bulunduğu yere gelmemiştir. Başka bu dört ırmak dışında bunu işlemek lazım. Kızılırmak gerçekten büyük zenginlik. bunu kültür olarak ele alıp bunun üzerine gitmekte fayda var diye düşünüyorum.
İzleyici: Size aslında katkıda bulunmak istiyorum.
Sıddık Akbayır: Buyurun hocam.
İzleyici: Şimdi içinde bulunduğumuz coğrafya ve tarihli işçe tarih, coğrafyaya getiriyor.
Bafra Kızılırmağın kıyısında. ne tarafta kurulmuş önce.
Sinop tarih öncesinde ilk çağlardan beri liman şehri dünyaya açılmış dünyayla ticareti olan bir şehir. Sinop doğal olarak her zaman kuvvetli olduğu tarihler, güçlü olduğu zaman kızıl ırmağa kadar dayanmıştır kızıl ırmakta durmuştur. Çarşamba hiçbir zaman buraya kadar gelememiştir. Samsung bir derecedir.
Ama işte Bafranın özelliği burada. bir çorum da bulunan din kültürü gelmiş, Merik şehrine kadar Ormancığa kadar dayanmış. Ama buradaki merkez kaşkaları Bafradadır…
Artık orada kimsenin duramadığı ordulara karşı direniyor. Karşıları direniyor. İki yüz yıl boyunca hitit kültürü buraya giremiyor. hastalar çoğunluk, yani hitit imparatorluğun bir kutsal şehri olan, yani bizim Medine gibi bir hacıların hocaların bize gittiği gibi. Ee onlara da krallara gelip dediki…
Bu şeye bir kask anlıyor, iki yüzü vermiyorlar. biz arkadaş. Çok bir şey işte Bafrada ki bu cesaret isyan kahramanı kahramanlık uzanıyor. bir işte git kültürü daha sonra iletişimlerle geçiyor.
Sıddık Akbayır: yapmamız gereken hocam hocamız sordu ben de tamam dedim su, medeniyet, kuşlar ve tütün. tarih. ticaret yolları efendim.
İzleyici: şirketler niye gelmek istiyor? burada büyük bir ticarethane var. Yani burada demek istediğim. Yani bu sinop her zaman hakim oldum. Sefer sefer çekti gitti.. Bafra yüreğimizde de Çoruma gitmemiz lazım. Çoruma gitmesek Havzaya gitmemiz lazım.
Onun için bu bölgedeki bütün eski Tütün müzesi tarihi burada inşallah.
Sıddık Akbayır: Ee programımızı ben de sizde biliyorsunuz. son 10 dakika.
Gülseren Aktaş: iki bin yirmi yılında biz bir proje yaptık. Ben Bafra kültü zarat etkinliklerini destekleme başkanıyım. Dünya üzerinde üç tane Bafra var. Bunlardan birisi bizim Bafra, diğeri Yunanistan da Bafra, bir de Kıbrısta var. Biz bu üç şehrin hikayesini yazmak için bir proje yaptık içişleri bakanlığıyla. Bakanlık projemi kabul etti.
Saat dörtte projenin kabul edildiğinin mesajı geldi. Ertesi sabah saat sekiz buçukta bu proje on beş Temmuz nedeniyle iptal edildi.
Sıddık Akbayır: on dört Temmuzda mı vermiştiniz?
İzleyici: Hani daha önce verdim. On dördünde geldi, on beşinde iptal edildi. Hani bütün projeler iptal edildiği için bana özel değil. Şimdi bu projeyi Samsun valiliği benden istedi.
Müze müdürünün aracılığında şu anda. o valilikte ama bana geri dönüş olmadı. müdür yardımcıları var müdür yardımcıları bunu incelemişler valilikte incelemişler. Vali Beye kadar gitti. Ama sonucunu bilmiyorum inşallah böyle bir şey olursa o şöyle bir şeydi yazarlar yazabilenler Kıbrısa. Ee Yunanistana ve Bafradakiler zaten Bafrada yazacaklardır.
Bunun içinde Bafra belediye de destek verdi. Kaymakamlık vardı. Herkes destek vermişti. Hatta Yavuz Muratoğlu beyaz tişört, beyaz şapka Ay Yıldızlı şeyler yapilacakti. Eğer Vali Bey bunu onaylarsa sizin telefonunuz var. Bende o eski etkinlikten. size ulaşıp sizi de o etkinliğin. Çünkü öyle bir şey var.
Sıddık Akbayır: Şimdi hocam şöyle bir durum.
valilik, belediye, Özel idare, kültür müdürlüğü bir projeyi ne zaman bakacak?
bu projeyi ben yapacağım isim olarak sözlerim ben. Hadi ben Bafra belediye başkanıyım diyelim. Bu proje bana nasıl dönecek? Bana menfaat olarak bana alkış olarak bana oy olarak ne kadar dönebilir? inanın ölçü bu. Yani ben reklamımı ne kadar yapabileceğim?
Eğer o proje birilerinin valiler de onların her yıl içişleri bakanının karnelerini işleniyor. Kültür olarak ne yapmış, nasıl yapmış, ona ne kadar faydası olacak? Söz gelimi bunu yaptığımız zaman bunun valiliğe büyük bir katkısı olması lazım. Bu anlamda
birinci dereceden bir de yapmayı istemezler. Biz size para vermeyiz derler. iş başvuruları. verilen projeler, belediye verilen projeler
siz kapıları aşındırmadığınız sürece size zor dönerler.
Gülseren Aktaş: Zaten Vali benden o projeyi isteyeli iki ay oldu. Şimdi iki ay içinde ee…
Sıddık Akbayır: hocam iki ay çok uzun bir süre. Şöyle uzun bir süre Eğer Vali Beyi gerçekten ilgilendiren bir proje olsaydı iki gün içerisinde bakarlardı.
Gülseren Aktaş: Teşekkür ediyorum
Sıddık Akbayır: Ben teşekkür ederim hocam.
Teşekkürler ederiz.












